Ne kadar çabuk geçti seneler
Ne kadar çabuk dostum…
Savaşlar görmedim ben ama
Gramofonun, radyonun evlerde
Nadir bulunduğu devirlerde
Her şey çok değerliydi,
Güzeldi sevilerde…
Sonra gençlik yılları
Çiçek çocuklar, tvist danslar
Gitarlı gençler, romantik müzikler…
Gezi vapurları dolanırdı boğazlarda
Turlardı dörtnala faytonlar Adalarda.
Gölgeler altında yerler seçilir,
Çamlar altında çaylar içilirdi…
Daha bitmedi dostum bitmedi!
Beyoğlu, Galatasaray postanesi
Saray muhallebicisi, Lale işkembecisi
Hayatımıza mühür basmışlardı sanki…
Tünel’de aradığımız kitaplar
Markiz pastanesinde şık insanlar
Pera Palas da kalırdı hep yabancılar…
En güzel giysiler giyilirdi
Yeni Melek, Emek sinemaları için
Sapık filmi yerimizden sıçratırdı
Ayhan Işık filmlerine fark atardı.
Maksim de Zeki Müren,
Tepebaşında Direkler Arası
Taksim de park sefası ve
Yaylı Amerikan arabaları…
Emirgan çayları, Belgrad ormanları
Sultan Suyunda piknikler
Dolmalar, köfteler, börekler…
Yerli yazarları su gibi içtik
Hepsini sanki hatim ettik
Dostoyevski, Gorki, Tolstoy okuduk
Victor Hugo’nun Sefillerinde
Depresyona girip, şifayı bulduk…
Savaşlar görmedim ben ama
Kadınların kelebek gözlükleri,
Karavel model kabarık saçları vardı.
Evaze etekleri, kısa boleroları
Balolarda, düğünlerde giydikleri
Kabarık jüponları vardı…
Jartiyerler, etoller, kürkler
Danteller, satenler, kupürler…
Çocukluğumda, ilk gençliğimde
Dünyam sanki İSTANBUL’DU
Hayatım hep onda yoğruldu…
Anılarımda kalanlarda hatırlarım hep
Annemin jüponları, jartiyerleri vardı,
Ve hep Chanel 5 kokardı…
Hıçkırık romanını okurken
İpek armalı mendili hep yanındaydı…
Çok eskidendi bütün bunlar dostum,
Çok eskidendi…
Ama bazen sanki dün gibi…
Ergül İLTER