Dün yine fırtınalı bir günün ardından, Gecenin karanlık ve sessizliğine sığınmıştı, Yalnız senin hayalin vardı yalnızlığımda... Ama umudum tükenmemişti, Biliyordum aşkımızı bilen ve gören herkes gibi… Senin yüreğinden yüreğime sızan, O sıcak ve sevgi dolu ışıltı varya hani, Bir ışıltı işte… Ne kadar az olduğu veya büyüklüğü farketmez... Varsın günü aydınlatan güneş olmasın bana, Ama fırtına sonrası, Dingin denize yansıyan mehtap gibi, Yakamoz misali yansısın gecenin karanlığından, Dingin deniz misali yüreğime… İşte o ışıltının geldiği parıldayan yıldızsın sen, Yüreğinden yüreğime… Dilim söyleyemedi sana “Seni seviyorum”, diye… Ama, nameler tercüman oldu hislerime… Yalnızlığım gözyaşı olup akmadı, Kuruduğu için pınarlarından gözümün… Kalemimden döküldü mısralara Kime diye sorma sakın YALNIZCA SANA…
Mehmet Osman EFE
***
3- BOSTANCI
Hey gidi bostancı hey! Yine sen ve ben… Yaşanmış bizi tüketen kederlerimizle, O yaşanan ve biten büyük aşklarımızın hayaliyle, Sen, ben ve o bizi bitiren hayallerimiz, Yine sen bana, bende sana teselli olmaya çabalıyoruz,
Ne garip değil mi Bostancı? Sen bana tiryakisin, bende sana! Yine sırt sırda vermişiz gecenin karanlığında, Karşımızda mogan ve üzerine düşen yakamoz… Yine nazlı bir kız gibi kıvrım kıvrım kıvrılıyor Moganın üzerine düşen yıldızların ışıltısı… Yine yüreğimizdeki o eski hayalleri yaşıyoruz…
Bostancı bee… Yine atsak oltamızı Mogana yakalar mıyız hayallerimizi? Yoksa hüsran mı olur sonu, biten sigaramızın külü gibi? Hani derler ya, beni terk etmeyen tek dostum sigaram diye, Acaba bizde içtiğimiz her sigara gibi tükeniyor muyuz? Yoksa her seferinde bir kez daha bileniyor muyuz… Tıpkı içtiğimiz, o yanan sigaranın ateşi gibi…
Bostancı bee… Sen olmasan, ne olurdu acaba yalnızlığım? Yada ben olmasam, ne olurdu acaba yalnızlığın? Hayat ne garip değil mi? Ölüm kadar gerçek… Ve yaşanmış aşklarımız kadar yalan,
Hey gidi bostancı hey! Düşünüyorum… Ne var geriye kalan… Tabiî ki… Sadece sen, ben ve hayallerimizdeki aşklarımız…
(Bostancı ve Karşılıksız dostluğumuzun adına…)
Mehmet Osman EFE
***
2- CENNETİ DE GÖRDÜM CEHENNEMİ DE
Birtanem… Hani… Seni gördüğüm, O ilk gün var ya hani… Hatırladın mı? İşte o ilk gün… Tıpkı parçalanmayı bekleyen, Ve çürümeye terk edilen, Tersanede ki yaşlı gemi misali... Yorgun bedenime; Tamirci oldun, Güneş gibi doğdun. Önce onardın kırık dümen misali yüreğimi! Sonra kaptan oldun… Daha sonra aldın beni, Yelken açtın götürdün… Nereye mi? Nerden bileyim… Beyaz yalanların var olduğu, Hayaller ülkesinden… Kapkaranlık paslı tersane misali dünyamdan, Aydınlık, cennet misali okyanusa indirdin. İşte! Yeniden doğdum dedim. İşte! Huzura erdim dedim. Tıpkı denize indiğim… Tıpkı huzurun var olduğuna inandığım… Tıpkı o ilk liman gibi… Kaptanım ol dedim… Al götür beni dilediğin yere, Cennet böyle olsa gerek derken Ne mi oldu… Cenneti de gördüm… Cehennemi de… Hayallerimde cennet; Varlığına inandığım, Yüreğinin sığ derinliklerinde… Gerçekteyse cehennem; Yapayalnız kalan yüreğimde… Evet Birtanem… Tekrar yelken açtım seninle, Yaşadım ve gördüm… Nice fırtınalar atlattık seninle, Nice dalgalarla boğuştuk birlikte… Sen kaptan oldun, Bense yaşlı bir gemi… Sen gönlünü eğlendirdin... Bense su aldım, yelkenim yırtıldı... Hani sana; Gemiler tersanelerde doğar, Mezarı da okyanusların dibi olur demiştim ya, İşte Birtanem… İşte... Bende senin yüreğinde yeniden doğdum Ve senin yüreğinin sığ derinliklerinde Bir kez daha ÖLDÜM…
Mehmet Osman EFE
Gazetemizin İmtiyaz Sahibi M. Yahya Efe'nin yeğeni
genç şair Mehmet Osman Efe'de şiirleriyle
Efece Haber İnternet Gazetemizde.
İşte ilk şiiri:
1- İLK ve SON LİMAN
Sevdiklerim… Teker teker, terk ediyorlar beni. Hayat işte; Mukadderat… Ne garip değil mi? İnsan, tıpkı bir gemi misali, Ne kadar çok dolaşırsa dolaşsın; Hep, o denize ilk indiği limanı arıyor… Kim bilebilir ki; Huzur, İnsanın kendisini orada bulduğundandır Ya da olduğuna inandığından… Hani var ya gülüm… O ilk liman var ya, denizle buluştuğumuz, Yalansız, masum, sade ve duru. Öylesine yaşanmış günlerdi be gülüm… Galiba çok büyük rüzgarlara kapıldık, Yada çok büyük fırtınalara. Ne mi oldu? Gülüm be... Karaya oturduk işte! Ama güzel olan ne biliyor musun be gülüm, Sabrın sonu selamettir derler ya… Bilemiyorum… Ne bileyim işte! O kadar karamsar olmamak lazım, Beterin beteri var, biliyorsun… Çok şükür halimize diyebilmek lazım. Gülüm be… Şimdi soruyorum kendime… Yalnızlığın sığ derinliklerinde… Şimdi tekrar denize dönsek, Tekrar yelken açabilsek, Eskisi gibi dayanabilir miyiz rüzgarlara? Yada fırtınaların dalgalarıyla boğuşabilir miyiz? Bilmiyorum… Bilemiyorum Be Gülüm… Cesaretim hiç eksilmedi, Yine, yüreğim kaptan oldu, Gemi misali bu yorgun bedenime… Yaşayıp görmek lazım, değil mi? Ya yelkenimiz yırtılır, Yada su alır batarız… Bir ömür kadar uzun, Ezanla namaz arası kadar kısa… Hani sen de bilirsin ya gülüm, Ne kadar fırtına atlatsan da, Ne kadar rüzgara dirensen de, Gemilerin mezarı hep okyanusların dibi olmuştur… İşte böyle gülüm... Bende senin yüreğinde doğdum, Ve yüreğinin sığ derinliklerinde öleceğim...
Bodrum değil Tunceli Bir zamanlar askeri operasyonların yapıldığı Tunceli'nin Kutuderesi Vadisi'nde bulunan Munzur Çayı sahili şimdi tatilcilerin gözdesi...Munzur çayı sahlilindeki renkli görüntüler Bodrum'u aratmıyor.
Piramitlerin sırrı ortaya çıkıyor Dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilen Giza Piramitlerinin bilinen en eski parçası olan Keops Piramidi, aradan asırlar geçmesine rağmen sırrını hala muhafaza ediyor.
Mehmet Kadıoğlu'nun şiirleri Mahzunlaşmaya başladı garip gönlüm Yaklaştı Kilis’ten ayrılık günüm Dostlarım, arkadaşlarım, anam özüm Yine burnumda tütecek, yok mu çözüm