|
Bu sefer ki paylaşımı ara giriş yaparak, gazetemiz yazarlarından Caner Öztaş’ın son yazısına karşılık muhabbet-i paylaşım olarak yaptım. Kim bilir belki gün gelir, karşılıklı muhabbet havasındaki yazışmalarımız eğrilerin doğrulmasına vesile olur…
Değerli dostum birçok tespitinde haklı. Ancak ne var ki her sorunun bir temeli, buz dağının altı olduğunu da hatırlamak gerekir…
Günümüz eğitim sisteminde, çocuklarımız daha ilköğretim seviyesinden başlayan bir yarışa mahkum bırakılıyorlar. O daha tazecik yumacık eller ayaklar, kırlardan bayırlardan kopartılıp, ömür boyu sürecek olan dipsiz bucaksız mücadele kuyularının içine öylece bırakılıveriyorlar…
Avrupa ülkelerindeki eğitim sisteminin işlerliğini görüp, ülkemizde bir türlü uygulanamama sebebini hala çözebilmiş değilim. Alt yapı müsait değil denildi, yöneltme proğramı ile ilk adımlarımız atıldı. (Bilmeyenlerimiz için açıklayım bu yöneltme proğramının amacı, çocukları ilk yaşlardan itibaren gözetime alıp, zekaları, yetenek ve ilgi alanlarına göre tespit edip, mesleki, fen bilimleri gibi bölümlere yönlendirmek) Sonrasında baktık gördük ki öğrencisini inceleyip yeteneklerini, ilgi alanlarını tartıp buna uygun karar verilmesi , doldurulması gereken formlar; çocuklarla hiç alakası olmayan, savuşturma görev bilinciyle alel acele Milli Eğitime yetiştirilmesi gereken formlardan biri olmuş çıkmış.. . Ne büyük bir felaketin eşiğinden döndüğümüz açık, bu uygulamayı yapacaksan altı aylık kurs vererek yerleştirmeye çalıştığın sözde rehperçiklerden değil, PDR Ölçme Değerlendirme uzmanlarından faydalanarak, eğitmenini eğiterek yapacaksın.…
Hal böyleyken çocuklarımız bol sınavlı bir geçiş dönemi sonrası bir bakmışsınız Üniversite kapılarında… Ev-okul-dershane üçgeninde dolanırken ki ben buna ‘’Bermuda şeytan üçgeni’’ diyorum. Çocuklarımız çocukluklarını, gençliklerini yaşayamadan kaybediyorlar… İlköğretimden başlayarak SBS, LYS, ÖSYM, KPS sınavları için dershanelere bağımlılık, oralara dökülen paralarda cabası…
Anne-baba olarak bu hengamenin içinde yuvarlanıp giden çocuklarımızın elinden tutmak, onları yönlendirmek elbet bize düşüyor. Çocuklarımıza karşı güvensizlik olduğu kanatında değilim. Evet bir güvensizliğimiz var ama o yetiştirdiğimiz evlatlarımıza karşı değil, bir türlü istikrarlı davranılmayan, yap-boz oyununa dönüşen eğitim ve sınav sistemimiz, hele de üstü kapatılıverilen sınav skandalları…
Kız çocuklarımızın şehir dışında okumasına izin verilmemenin nedeni aslında kendi yetiştirdiğimiz çocuklarımıza karşı güvensizliğimizden değil, tarikat evlerinin, madde bağımlılarının, metropollerin keşmekeşliği içerisine, bırakmak istemeyişimizden kaynaklanıyor… Hani hep derler ya evladım sana güveniyorum ama karşına çıkacaklara güvenmiyorum der gibi…
Avrupa’nın ancak 200-300 yılda yapabildiği inkılapları, Atamızın kısa bir sürede gerçekleştirdiğini düşünecek olursak, sadece eğitim sistemindeki ve yaşam alanındaki çağdaşlaşmayı beklemek zor ve hayal olmasa gerek…
Esen kalınız.
|