|
Bir varmış bir yokmuş bir gün Kainatın yaratılışı tamamlanmış, sıra insana gelmiş. Yaratıcı, insanı yaratmadan önce bütün varlıkları yanına çağırmış. “İnsanlar hazır oluncaya kadar onlardan bir sırrı saklamak istiyorum. Bu sır onların mutluluğudur. Sizce bu sırrı nerede saklamalıyım?” demiş.
Kartal söz almış, “Bana ver Tanrım onu aya götüreyim.” Yaratıcı, “Hayır!” demiş, “Bir gün gelir, oraya da giderler ve onu kolayca bulabilirler.” Yunus balığı söz almış, “Onu okyanusların derinliklerine gömeyim.’’
Yaratıcı, “Orada da rahatlıkla bulabilirler” demiş. Aslan ormanın derinliklerini, koyunlar ıssız meraları önermeye devam etmiş ama yaratıcı hiç birisinin önerisini kabul etmemiş.. En sonunda köstebeğin önerisi gelmiş, “Tanrım bu sırrı insanların içine koy” demiş. O gündür bu gündür, bu yüzdendir ki; her kim mutluluğu başka yerlerde aradıysa, hep mutsuz kalmış. Buda gösterir ki içimizdeki sırrı öğrenene kadar hep mutsuz kalacağız.
Düşünecek olursak, mutsuz olmak için kendimize birçok sebebi, ortamı kendimiz yaratıyoruz. Dışarıda gördüğümüz her şey bize daha cazip geldiği için, başkalarının ne dediğini, ne düşündüğünü çok önemsediğimiz için, hayatı başkalarının gözleriyle görmeye çalıştığımız için adeta mutsuzluğun kapılarını isteyerek açık tutar gibiyiz… İçimizde bir yerlerde belki en büyük hazine var. Peki biz neden hala uzaklara bakıyoruz? Neden hala asla gelmeyecek olanı arıyor, içimizde var olanı görmüyoruz? Neden başkalarına benzemeye çalışıyor, kendimiz olmayı seçmiyoruz? Kendisi olamayanların, kendi içindeki hazineyi bulmaları çok zordur. Kabul edilmemiş bir benlik , görmeyen gözlere kapılarını açmaz. Yine düşünecek olursak, mutluluk aslında bir nevi hayata bakış açımıza bağlı. Bakış açımızı değiştirdiğimiz an, mutluluğun tutabileceğimiz kadar yakın, tamda içimizde olduğunu göreceğiz. En büyük yolculuk insanın kendine yapılan yolculuktur derler. Yeter ki siz farkında ve hazır olun, o yol sizi gideceğiniz yere kadar götürür.
Yaratanımız, en gelişmiş ve gelişmeye müsait, diğer canlılardan üstün tutulan insan oğlunu yaratırken, en iyi şekilde hayatını sürdürebilmesi için, evrenin bin bir çeşit nimetlerini ve düzenini de onun emrine sunup vermiştir. Yaratanımız bu mucizevi düzeni kurarken bir yandan, insanoğlunun ruhi huzurunu da unutmamış, onu da işaretleriyle nerede bulabileceğini göstermiştir; "İnsanı biz yarattık. Onun için, nefsinin kendisine neler fısıldadığını, neler telkin ettiğini de biz pek iyi biliriz. Çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız." Demesi de mutluluğu, iç huzuru çok uzakta aramamız gerektiğine en güzel işaret değil midir?
Yolunuz hep aydınlık, mutluluğun kapılarını açan anahtarınız ise hep cebinizde olsun…
|