Rektör Karacoşkun'un  KİYU'nun 13. kuruluş yılı mesajı

 Devamı 
 
İçişleri Bakanı Soylu Suriye de görevli polislerle bayramlaştı 
 Devamı    

 

 
 TBMM tartışmalı gündemlerle açılıyor
 
 
Faaliyetlerine pandemi arası veren Meclis 2 Haziran Salı günü açılıyor. Meclis gündemine getirilmesi planlanan konuların başında da Seçim ve Siyasi Partiler Kanunuyla baroların seçim sisteminde değişikliği öngören kanun teklifleri geliyor.
 
  Devamı 

magazin
 
 
Bu bahar siyah & beyaz Moda
  Devamı  

 

 
 
 
 
 
  AKPINAR Temmuz 2017 Sayısı
 
 
 AKPINAR Mart 2017 Sayısı
 
 
 
Bir insanlık dersi...
 
 

 Orhan SELEN

Devamı

  
Hava Durumu Bilgileri

 
Döviz Kurları
altın fiyatları

Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

 


 
Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  22463392
Bugün Ziyaretçi :  4350
Aktif Ziyaretçiler :  97

YENİ BİR DÜNYA KURULUR, TÜRJİYE DE YERİNİ ALIR
 
 Bu makalenin başlığının tırnak içinde yer almasının nedeni ,eski bir devlet adamının ağzından çıkmış olan sözler olarak tarihteki yerini almış olmasıdır . Türkiye Cumhuriyetinin ikinci cumhurbaşkanı ve  Kuvayı Milliye’nin ikinci adamı olarak göreve gelen  bu  Türk generali  , soğuk savaş döneminin en kritik aşamasında batı emperyalizminin dayatması ile karşılaşınca ,ağzından bu sözler dökülmüştür . Yirminci yüzyılın ikinci yarısına girilirken  ve  ikinci dünya savaşı geride kalırken , batılı ülkeler merkezi alana yeniden gözlerini dikerek , Anadolu’nun yanı başında kardeş bir toprak parçası olarak sürüp giden Kıbrıs adası ile ilgili olarak ortaya çıkan çekişmelerin ,giderek silahlı çatışmalara dönüşmesi noktasında , batı blokunun merkezi olan en büyük batılı  emperyalist devletin başkanı Türkiye’nin önüne çıkarak  , batı dünyasının savunma sistemi içinde Türkiye’ye verilen silahların Türk devletinin ulusal çıkarları doğrultusunda  kullanılamayacağını açıkça ifade etmiş ve bunun tersi bir doğrultuda eğer bu  silahlar batı blokunun izni alınmadan kullanılırsa ,o zaman  Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulanacağı bir tehdit  uyarısı çizgisinde  bildirmiştir . Birinci Dünya Savaşı sırasında  bir Rus işgaline karşı batı sistemine dahil olarak kendini kurtarmaya çalışan Türkiye ,bu tür dengelerle kuruluşunu tamamlayarak yirminci yüzyılın ikinci dönemine doğru yol alabilmiştir .  Tam bu sırada Orta Doğu’da İsrail’in kurulması üzerine gündeme gelen  gelişmelerle ,Türkiye Kıbrıs üzerinden tehdit almıştır. İşte bunun  önlenmesi için  Türkiye’nin ikinci adamı  bu sözleri söylemiştir .   
                                                                                                                                                Türkiye  Cumhuriyeti yirmi birinci yüzyılın   günlerini   geride bırakırken , bütün insanlık ile birlikte yaşadığımız dünya gezegeninde de çok önemli gelişmeler birbiri ardı sıra  gündeme gelmektedir . Yirminci yüzyılın birikimini yeni yüzyıla taşımak gibi bir misyonu harita üzerinde yer alan devletler üstlenirken ,   şirketler üzerinden ana sermayenin sahibi konumundaki  iş çevreleri dünyanın patronluğuna soyunmaya başlamışlardır . Tarih boyunca var olan insanlığın birikimini, devletler yirmi birinci yüz yılın içlerine doğru taşırlarken ,patronların ve küresel sermayeyi kontrol eden  işadamlarının parasal birikimlerini  ve  maddi güçlerini  tekelcilikten  küreselciliğe   geçmiş olan büyük ekonomik örgütler de yirmi birinci  yüzyılın içlerine doğru taşımışlardır . İnsanlığın ilk çağlardan bugünlere kadar uzanan tarihsel geçmişi incelendiği zaman, her dönemde  güç merkezlerinin  birbirleriyle savaştıkları  ortaya  çıkmaktadır .  Daha sonraki dönemlerde devletler olarak toplumsal örgütlenmeler ortaya çıktığı zaman  bu aşamadan sonra yeryüzü topraklarında egemenlik kurma kavgası devletler arası savaşlar haline dönüşmüştür . Ne var ki, küreselleşme aşamasına gelindikten sonra da ,bu kez küresel sermayenin temsilcisi olan şirketler ile var olan devletler karşı karşıya gelmiştir . Bu aşamadan sonra da, halk kitleleri ile sermaye  grupları arasındaki çekişmeler  yavaş yavaş  devletler üzerinden savaşlara  doğru dönüştürülmeye çalışılmıştır . 
 
  Yirmi birinci yüzyılın  başlarında dünya üzerindeki  siyasal konjonktürün  karşıtlıkları eskisine oranla daha farklı bir çizgide belirlenmesi   üzerine , şirketler  ile devletler arasındaki çekişmeler daha da büyüyerek gelişmiş ve  eski dönemden kalma dünya düzeninin zamanla  sarsılarak farklı çizgilerde  değişikliklere doğru  gelişmeler yönlendirilmiştir . Böylesine   yeni  koşulların ortaya çıktığı  farklı bir aşamada , devletler ile şirketler  rekabet sürecinde önceliği kendilerinin toparlanmasına ayırmışlar ve bir süre  sonra  derlenip toparlanarak yeniden ortaya çıkan  diğer  gruplar ile ,ya işbirliği ve dayanışma içine girmişler ya da aradaki mesafeleri daha da açarak  karşı karşıya gelmişlerdir .Bu tür çekişmelerin sonucunda parçalanan  veya  büyüyen devletler kadar  çeşitli bölgelerde  yaşamlarını sürdürmekte olan toplumlar da sarsıntılar geçirmişlerdir . İki büyük dünya savaşı sonrasında iki kutuplu dünya  düzeni  çökünce , geride kalan süper güç konumundaki  büyük devleti ele geçiren küresel sermaye , bütün dünyada yeni bir hegemonya düzeni oluşturma doğrultusunda  var olan  devletlere karşı  bu büyük gücü kullanmaya başlamıştır .  Şirketlerin büyümesi ve devletlerin küçültülmesi ana ilkesi doğrultusunda , geride kalan kapitalist sistemin  süper gücü  sermaye   egemenliğinin merkezi haline getirilince, tek merkezli bir küreselleşme süreci soğuk savaş dönemi sonrasında ortaya çıkarılarak , serbest piyasa ekonomisi üzerinden geliştirilen kapitalist ve emperyalist politikalar  ile  ulus devletler teker teker teslim alınmaya çalışılmıştır . Batı sistemine dahil olan bölgelerdeki  devletler  , alt kimliklerin hortlatılmasına  dayanan  ileri demokrasi  görünümlü  bölünme projeleriyle  parçalanmaya çalışılırken , batı sisteminin dışında bulunan diğer doğu bölgelerindeki  devletler de ise, hem  etnik çatışmalar hem de bölünme amaçlı  sıcak savaşlar kışkırtılarak, bu doğrultuda   bölücülük hedefi taşıyan  dış destekli  terör  aracılığı ile  küçültülen devletler, siyaset sahnesine çıkartılmaya çalışılmıştır .SovyetLer  Birliği   ve Yugoslavya   Federasyonun  parçalanışına benzer planlar , bütün ulus devletlerde bu doğrultuda gerçekleştirilmeye çalışılırken , küreselci emperyalistlerin yol haritalarında  Türkiye diye bir  ulus devlet  karşılarına  çıkıyordu . İşte bu noktada her şeyin alt üst olduğu ve eski planların geçersiz kaldığı ,  savunma ortaklıklarının geçerliliğini yitirdiği yeni  bir noktaya geliniyordu .İşte bu noktada emperyalizmin babası  Türkiye’nin  batıdan aldığı silahları kullanamayacağını tehdit eder bir biçimde söylüyordu .Hiç de nazik olmayan bir sert bir  üslupta Türkiye’nin batı silahlarını kullanarak kendi güvenliğini sağlamasına açıkça  izin verilmiyordu .
 
 Kuruluşu itibarıyla  batılı emperyalistlerin dünyanın doğu bölgesine açılan  yol haritasında önemli bir yere sahip bulunan Türk devleti ,  uluslararası konjonktürün yardımlarıyla  ,aslında  Birinci Dünya savaşı süreciyle birlikte batının yol haritasındaki ana devletlerden birisi haline geliyordu  . Çanakkale savaşı ile batı emperyalizmi dünyanın ortasından  geçerek bütün doğu bölgelerini ele geçirmeye yönelirken ,  Çanakkale’den  Anadolu yarımadasına girmek istemiş ama bunu başaramamıştır . Birinci dünya savaşına giden yolda tökezleyen emperyalizm  daha sonraları derlenip toparlanarak yola devam etmek istemiş ama bu sefer de karşısında  Sovyetler Birliği gibi yeni bir güç merkezini  görmüştür . İşte bu aşamada  Kıbrıs adasında yeni bir yapılanma arayışı gündeme gelirken , Türkiye’nin siyasal çıkarları tehlikeye giriyor ve Türk devleti ile batı emperyalizmi Orta Doğu’nun en büyük adası olan Kıbrıs’ta karşı karşıya geliyordu . Devletler ve şirketler arasında çekişmeler tırmanırken , Türkiye yeni kurulan İsrail devletinin gündeme getirdiği  Büyük İsrail  projesi  nedeniyle de baskı altına sürükleniyordu . Siyonizmin  merkez ülkesinin kurulmasından sonra güvenlik işlerini de üstlenen okyanus ötesi süper güç,  Türkiye’yi batının verdiği silahları kullanamazsın diye tehdit ederken  , aslında Atlantik emperyalizmi ile birlikte İsrail siyonizmini de  birlikte savunuyordu . Böylesine bir konjonktür içinde Türkiye soğuk savaş dönemindeki kamplaşmanın dışında bırakılarak , Sovyet sosyal emperyalizmine karşı  korunmuyor , aksine Türkiye savunmasız bırakılarak karşıt blok olan  sosyalist sistemin kucağına atılıyordu . Bu topraklarda Türk egemenliğinin bin yıllık birikimini temsil eden Türk devletinin , doğu ve batı bloklarının tam ortasında kalarak  batı blokuna sığınması gibi yaklaşımın  doğru olmadığı, güvenlik örgütünün  başının tehditleri ile kesinlik kazanıyordu .
 
 Böylesine bir iki yüzlü tutum ile,  çifte standartlı bir politika ile istemeden karşı karşıya kalan Türk devletinin kendi çıkarları doğrultusunda durumu yeniden değerlendirmesinin zorunluluğu ortaya çıkıyordu . Bölgesel ittifaklarına ya da güvenlik örgütlerine devletler kendi çıkarlarını korumak ve her türlü tehditlere karşı kendini korumak üzere girmesi, genel olarak kabül edilen bir kural olmasına olmasına rağmen ,  bir Hrıstıyan devletin aynı dinden gelen  başka bir  Hrıstıyan devleti kollarken, kural dışı olarak güvenlik örgütü üyeliğine alınmış olan  bir Müslüman ülke olarak Türkiye’yi yaptırım ile tehdit etmesi ,ancak emperyalizmin çıkarları ile açıklanabilecek çifte standartlı bir tutum olarak değerlendirilebilir . Türk devletinin kuruculuğunu ve ikinci cumhurbaşkanlığını yapmış olan bir  devlet büyüğünün aradan  yıllar geçmesine rağmen  başbakan olarak  , kendisini tehdit eden  bir  güvenlik örgütü başkanına karşı gerekli olan tutumu takınarak , Türkiye’nin böylesine istenmeyen bir  durumda gerekeni yapacağının bütün dünyaya açıkça ilanıdır . Batı ittifakı içinde Türkiye’yi sınır karakolu , cephe ülkesi ya da alan bekçisi olarak kullanmayı düşünen batılı emperyalistlerin , Türkiye’nin ihtiyacı olan savunmaya gerek doğduğu zaman sırtlarını dönmesinin bir açıklaması olması  gerekmektedir . Hep almaya alışmış olan batılı emperyalist güçler  tüm dünya ülkelerini emir eri gibi her bölgede kullanırlarken , çıkarlarının gereği olan her konuyu ya açıktan emir ve talimatlarla ya da dolaylı olarak çeşitli komplolar aracılığı her zaman  müdahale  edebilmişlerdir . İki büyük savaşın sağladığı üstünlük konumu ile bunu gerçekleştirenler yeni dönemde eski alışkanlıklarını sürdürmek istemişler ama , yirminci yüzyılın ikinci yarısında  eski konumlarını yitirdikleri için dünya ülkelerinin haklı tepkileri ile karşılaşmaya başlamışlardır .Türk devletinin başbakanının ağzından çıkan başlıktaki sözler ,bu dönemin özelliklerine uygun bir biçimde dile getirilmiş olan bir karşı çıkışın ve  emperyalizme karşı   kararlı bir duruşun simgesi olarak tarihe geçmiştir . Bir güvenlik örgütü yetkilisinin üye bir ülkeye yönelen haksız tutumu karşısında , ilgili ülke Türkiye’nin  doğal refleksi  başbakanın  ağzından bu sözler ile açıkça ifade edilmiştir . 
 Bugünün zaman diliminden tam yarım yüzyıl önce yaşanmış olan bu olayın ortaya  koymuş olduğu gerçekler bugün de devam ettiği için benzeri bir durum  günümüzde de gündeme gelmektedir . Bugün de güçlenmiş bir batı emperyalizminin dünya ülkelerine meydan okuduğu bir  yeni dönem koşulları oluşmuştur .  Emperyal  devletler  kapitalist sistem üzerinden geliştirdikleri her türlü ilişkide kendilerini üstün görerek , diğer dünya devletleri ile halk kitlelerine önem ve değer vermeyen bir çizgide hareket etmektedirler . Kendilerini ağabey ya da baba olarak görenler, tıpkı evlatlarını istismar eden aile büyükleri gibi kendilerinden başka dünya devletlerinin  gücünü kabül etmedikleri gibi , hak ve çıkarlarını da görmezden gelebilmektedirler . Güç ve baskıya dayanan uluslararası ilişkiler normal boyutlarını her geçen gün yitirirken ,sahip oldukları üstün konumu ya da eşitsizlikçi durumu dünya ülkelerine karşı kullanmayı bir alışkanlık haline getirmiş olan büyük devletler, uluslararası alanda bir dünya kardeşliği ya da sıcak dostluk ve dayanışma  ilişkilerini geliştirmeye çaba sarf eden diğer  ülkelere karşı, anlayışsız bir yaklaşım çerçevesinde  davrandıkları  sürece  yeni bir uluslararası  dayanışma paktının oluşturulabilmesi mümkün değildir . Geçen asırda Türkiye’ye silahlarını kullandırmayanların  bugünün dünyasında da benzeri bir yaklaşım içinde Türkiye gibi ülkelere  yönelen müdahaleler ile  geçmişten gelen olumsuz yaklaşımlarına  devam ettikleri görülmektedir . Güç ve üstünlük alışkanlıklarını  bugün de sürdürmeye çalışan emperyalistlerin böylesine vurdum duymaz  çıkış ve davranışlarına karşı, gene Türkiye’den yükselen  itiraz gibi yepyeni  bir antiemperyalist  çıkışa bugün de  gerek olduğu görülmektedir .
 
 Türkiye’yi sömürerek bir yarı sömürge düzeyine getirenler , Türkiye’yi Avrupa Birliği üyeliği ile  oyalayanlar ,küreselleşme görünümünde  Türkiye’yi  sömürgeleştirenler ,sosyalist bloka karşı sınır karakolu olarak kullananlara , Büyük Orta Doğu projesi doğrultusunda Türkiye’yi  savaşlara sürükleyerek bir  cephe ülkesi konumuna  düşürenlere , Büyük İsrail  Projesi doğrultusunda  Türkiye’yi Hırıstıyan batı  ülkelerine karşı İslam ülkelerinin  taşeronu konumuna getirenlere ve  Atatürk’ün ülkesini her türlü haksızlığa ve adaletsizliğe düşürenlere karşı ,Türk ulusunun ayağa kalkarak  gene eskisi gibi  kendisini yok etmek isteyen emperyalizme karşı   çıkması gerekmektedir .Türkiye’nin karşı karşıya bırakıldığı emperyal blokun  haksız müdahalelerine  karşı, ulus devletin  haklarını savunacak bir karşı çıkışa eskisinden çok daha fazla  ihtiyacı bulunmaktadır . Eski dünya düzeninin ortadan kaldırıldığı ve yeni bir düzen arayışları ile merkezi bölgeye gelerek Türkiye ile birlikte komşu ülkeleri de tehdit eden bugünün saldırılarına  karşı ,yeni bir dünyanın kurulabileceğini söyleyebilecek bir antiemperyalist  karşı çıkış, bugünün koşullarında eskisinden daha güçlü bir çizgide dile getirilmek durumundadır . Bir gün Türk ulusunun içinden Atatürk gibi  bir cengaverin öne çıkarak , bütün bu haksızlıklara karşı  direneceği  anın pek   de  uzak olmadığı ve yakında  geleceği  ,Türk ulusu ile birlikte bölgedeki  komşu ülkelerin de beklentisi olarak öne çıkmaktadır . Emperyalizme karşı çıkarak ve  direnerek bağımsız devlet kurmuş olan  Türk ulusunun, tarihten gelen bu karakterini bu gün de koruduğu ve gene anti emperyalist bir doğrultuda  çıkışa , gelecekte de var olabilmek için yönelmesinin kaçınılmaz olduğu  artık herkesin gördüğü bir durumdur .Batı blokunun çıkarları doğrultusunda  İslam dünyasını yeniden düzenlemek ve bu doğrultuda sınır değişikliklerini gündeme getirerek Türkiye ile komşularını  değişime zorlayan dış müdahalelere karşı  ,Türkiye ve komşularının ortak talebi olarak daha farklı bir yeni dünya düzeninin kuruluşunu gündeme getirmek , var olan ulus devletlerin çıkarlarının korunabilmesi açısından zorunlu görünmektedir . 
 
 Hrıstıyanlığın doğuya yönelmesini önlemek isteyenlerin  Türkiye’den bir İslam devleti çıkartma girişimlerine , Yeni Bizans projesi doğrultusunda Hırıstıyan egemenliği doğrultusunda   merkezi coğrafya da  çok uluslu bir federasyon oluşturmak isteyenlere , Müslüman  devletleri Hrıstıyan batıya karşı  kontrol altına almak isteyen Siyonist Büyük İsrail projelerine ,Atlantik emperyalizminin çıkarları doğrultusunda  Orta Doğu’da bir Büyük Orta Doğu İmparatorluğu kurmak isteyenlere ,  eski Osmanlı hinterlandında  İngiltere merkezli bir Yakın Doğu Konfederasyonu arayanlara  ve Rusya’nın sıcak denizlere inerek bir  Büyük Rus İmparatorluğu kurmayı hedefleyenlere karşı,  Türkiye ve komşularının bir araya gelerek  var olma hakları  doğrultusunda kendilerini yok edecek  bu tür projelere  karşı çıkma haklarını  dile getirerek savunmaları gerekmektedir . Yukarıda sayılarak dile getirilen bütün emperyalist  projelerin , Türkiye ve bugünkü komşularını haritadan silerek ortadan kaldırmak istemelerine   karşı, bölge ülkelerinde yaşayan halk topluluklarının bir araya gelerek kendilerini savunma doğrultusunda   ortak hareket etmeleri kaçınılmaz bir biçimde  gündeme gelmiştir . Osmanlı döneminde olduğu gibi merkezi ülke olarak Türkiye’nin bugün gelinen aşamada öne çıkması ve komşuları ile oluşturulacak bir dayanışma ittifakı doğrultusunda  , emperyalizmin planlarına karşı çıkan bir alternatif planı günümüz koşullarında  öne çıkarması gerekmektedir . Türkiye’yi dış tehditlere karşı korumayan, aksine  batı emperyalizminin çıkarları doğrultusunda  bölge ülkelerine karşı kullanmaya çalışan her türlü plan ve projeye , Türkiye’nin karşı çıkması  ve bu çizgide dünyanın daha farklı bir biçimde kurulması gerektiğini dile getirmesi gerekmektedir .Mazlum ulusların ve doğu devletlerinin  var olma haklarını koruyacak , bunlara dikkat ederek daha farklı bir çizgide  yeni dünya düzenini alternatif  yapıda kuracak bir  evrensel  insiyatife olan gereksinme ,her geçen gün daha da artarken ,batının bölgeye getirdiği bütün silahların toplanarak savaş alanı ilan edilen bu bölgeden çıkartılmaları gerekmektedir .Türkiye’ye batı silahlarını kullanamayacağını ihtar eden  Atlantik emperyalizmine karşı ,Türkiye’nin de kendi ülkesinde ve komşularının  topraklarında batı silahlarının emperyal  amaçlı olarak kullanamayacağını dile getirecek  bir ulusal çizginin  ,anti emperyalist bir doğrultuda günümüz koşullarında  açıkça söylenmesi ve bölge devletleriyle birlikte ortaklaşa savunulması  zorunluluk göstermektedir . Türkiye’nin ikinci adamının  yarım yüzyıl önce dile getirdiği karşı çıkışın, hem haklılığı kesinlik kazanmış hem de bu doğrultuda yeni bir çıkışa  merkezi bölge ülkelerinin  gereksinmesi bulunduğu  anlaşılmıştır . Emperyalizme karşı savaşarak kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin  ,yeni bir antiemperyal  dalgaya öncülük etmesi ,  sınırları değiştirileceği söylenen yirmi iki İslam ülkesininde   ortak bir savunmaya yönelmelerini sağlayacaktır . 
  Bölgedeki bütün  İslam ülkelerinin  sınırlarını toptan değiştirecek , bazılarını ortadan kaldıracak bazılarını ise dıştan destekli terör saldırıları ile parçalayacak  girişimler ile  doğuya doğru açılmakta olan batı emperyalizminin soğuk savaş sonrasında gündeme getirdiği  yeni saldırılar  otuz yılı aşkın bir süredir  ısrarlı bir biçimde sürdürülerek  büyük ve zengin ülkelerin istekleri doğrultusunda  yeni bir merkezi coğrafya yaratılmaya çalışılmakta ama bir türlü de sonuç alınamamaktadır . Gelecek için ortada tek bir proje olmadığı için , İngiltere,Fransa,ABD ,Almanya ,Rusya ve İsrail’in birbirinden çok farklı yeni projelerinin olması yüzünden, saldırgan ülkeler ve güçler bir türlü anlaşamamakta  ve işin içine devletlerin farklılığı ile birlikte din ve mezhep ayrılıkları da karıştırılmaktadır . Bu yüzden de bir türlü anlaşma sağlanamamaktadır . Her emperyal güç kendi çıkarları doğrultusunda farklı bir projeyi gündeme getirerek bölge ülkelerine dayattığı için ,Orta Doğu’da hiçbir biçimde bir araya gelme ya da bu doğrultuda bir uzlaşmaya varmak mümkün olamamaktadır . Batılı ülkelerin kendi aralarında bir türlü ortak bir projede anlaşamamaları yüzünden , arayışlar devam etmekte ve bunlarda  çekişmeler ya da çatışmalar olarak bölge ülkelerine yansımaktadır . Silah fabrikatörlerinin  pazar alanı haline dönüştürülen bölge ülkelerinin toparlanarak bir araya gelmelerini önlemek üzere silah şirketleri paravan terör örgütleri kurdurarak ,  bölgedeki savaşları sonsuza  kadar uzatmaya  çalışmaktadırlar . Her emperyal devletin  kendi çıkarları için  kendi projelerinde ısrar etmeleri  yüzünden , bölgedeki siyasal gelişmeler tek bir yönde uzlaşmaya doğru gitmemekte , bölge devletlerinin  birbirlerinin politikalarını izleyerek , birbirlerine karşıt senaryolara yönelmeleri doğrultusunda karışıklıklar kaos ortamının yaratılmasına doğru gitmektedir . Küresel sermaye bu durumu gördüğü için kendisinin finanse ettiği medya organları aracılığı ile,  şimdiden kaos ortamı oluşturulması doğrultusunda ,her türlü kışkırtma ve propogandayı  bölge kamuoyunda öne çıkarmaya çalışmaktadır.
 
 Soğuk savaş döneminin koşullarında oluşturulmaya çalışılan emperyal  projelere daha sonraki aşamada öne çıkan küreselleşme döneminin  koşullarında da devam edildiği için ,bugün gündeme gelen küreselleşme sonrası dönemde de ısrarlı bir biçimde devam edilmektedir . Bütün dünyaya egemen olacak senaryoların merkezi coğrafyaya yansıyan  yanları sürekli olarak gündeme geldikçe,  yeni yeni ihtilaf konuları öne çıkmakta ve bu yüzden de bir türlü  geleceği oluşturacak yeni bir proje üzerinde  taraflar bir türlü anlaşamamaktadırlar .Osmanlı hinterlandında oluşturulacak bölgesel  siyasal yapılanmalar doğrultusunda  , İngiltere İstanbul’u , İsrail  Kudüs’ü ,  ABD ise Bağdat’ı  yeni merkez yapmaya çalışırken her üç şehir karşı karşıya gelmekte  ,bu yüzden tek bir merkez konusunda bile anlaşamayan Atlantik emperyalistleri , kendi aralarındaki çekişmelere devam etmektedirler .Hal böyle olunca , masa üzerindeki tartışmalar bölge ülkelerine çekişmeler ve çatışmalar olarak yansımakta ve bu yüzden de bir türlü merkezi coğrafyanın geleceğini belirleyecek bir  uzlaşmaya   varılamamaktadır . Başkentler’de  anlaşmaya varamayanlar  , daha sonra sınırların yeniden çizilmesinde hiç anlaşamayarak  birbirlerine düşmekte , emperyalist güçlerin yeni yaratmak istediği eyalet ya da şehir devletleri konusunda birbirlerine düşmektedirler . Karadeniz-Akdeniz, Balkanlar ve Kafkaslar dörtgeninde  var olan  Osmanlı  hinterlandında  bütün emperyal güçler kendi çıkarları doğrultusunda at koşturmak istemekteler ve bu nedenle de   terör ve savaşlar ile  yaratılmak istenen yeni devletçikler  her zaman için başlıca tartışma konusu olmaktadır . Osmanlı yönetimi geri çekilirken , Fas, Tunus ve Cezayir gibi kentlerden göstermelik  şehir devletleri  yaratanlar  ile  bugünün  koşullarında yeni  eyalet ve şehir devletleri yaratmak isteyenler bölge devletlerinin harita üzerindeki sınırlarının yeniden çizilmesi konusunda bir türlü anlaşmaya varamamaktadırlar. .Anlaşmazlık uzadıkça  bu kez işin içinde doğu bölgesinin büyük devletleri de girerek  ve  bölgedeki  çoklu dengeler yapılanmasının genişlemesine katkı sağlayarak  tam bir anlaşmazlık ortamı yaratmaktadırlar .
 
 Büyük güçlerin geleceğe dönük projeleri arasında birlik sağlanamayınca , anlaşmazlıklar devam edip gitmekte ve devletler arasındaki tartışmalar giderek  ayrı düşmelere ve farklı  yönlere doğru gelişmelere yol açmaktadır . İşte bu aşamada  taraflar birbirlerini yok edecek ya da birbirlerinin planlarını önleyecek bir yönde anlaşmazlıkları, bölge topraklarına taşıyarak kendi projeleri doğrultusunda olayları tırmandırmaya çaba göstermektedirler . Bu yüzden de birbirini izleyen büyük savaş senaryolarının üçüncü dünya savaşı senaryolarına kadar uzayıp gittiği görülmektedir . Bir büyük savaşın bütün bölge ülkelerini savaş meydanına dönüştürmesi   ve bu doğrultuda bütün emperyal güçlerin savaş senaryolarının hazırlayıcıları olarak  savaş alanında  etkin olmaya çalışmaları , nasıl bir kaotik ortam ile karşı karşıya gelindiğini göstermektedir . Kendi çıkarlarından vazgeçmeyen  ve  dünyanın yönetimini başkalarına bırakmak istemeyen bugünün güçlüleri, egemenlik düzenlerini sürdürmek doğrultusunda  sonuna kadar direnerek  bir anlaşma ya da uzlaşma arayışı içine girmedikleri için , merkezi bölgedeki savaş hali sürüp gitmektedir . Bu durumu daha büyük savaş senaryolarına dönüştürmek isteyen Siyonist baskılar da bugünün koşullarında sürüp  gitmektedir . Bölge üzerinde emperyalistlerin bu tür çekişmeleri karşısında, bölge ülkelerinin bir araya gelerek  yeni bir dünya düzeninin nasıl kurulacağını ortaya koymaları gerekmektedir . Türkiye’nin öncülüğünde bir araya gelecek eski Osmanlı ülkelerinin bir bölgesel ittifak kurarak , bölge dışı emperyal  güçlerin  emperyalist  planlarını devre dışı bırakarak , onlara yeni bir dünya düzeninin nasıl kurulacağını  açıkça göstermeleri gerekmektedir .Türkiye’nin  hem bölgenin merkezi devleti olarak başı çekmek hem de  emperyalist olmayan bir yeni dünya düzeni planının içinde  bir bölge devleti olarak yer alması gerekmektedir .Türkiye cumhuriyetinin sonsuza kadar  ayakta kalmasını sağlayacak bir antiemperyalist  planın acilen öne çıkartılması , hem bölge hem dünya barışı için zorunluluk göstermektedir . 
 “Yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye oradaki yerini alır “ cümlesi  yüz yıl önce bu topraklarda  ortaya çıkan antiemperyalist direnişin devamı olarak  gündeme gelmiştir . Böylesine bir karşı çıkışı  yaratan bağımsızlıkçı hareket, daha sonra  bağımsız bir cumhuriyet devleti  kurarak geleceğe dönük bir biçimde kurumlaşmıştır . Bağımsızlığın kazanılmasından yarım yüzyıl sonra  Türk başbakanının  emperyalist baskılara karşı  çıkan yeni bir dünya düzeninin kurulacağını dile getirmesi  ve bu yeni oluşumda Türkiye’nin de yerini alacağını belirtmesi, büyük güçlere karşı orta boy bir devlet olarak gündeme gelen Türkiye Cumhuriyetinin, diğer dünya devletleri ile dayanışma içinde ortak hareket edeceğinin dünya kamuoyuna  yansıtılması olarak  görülmesi gerekmektedir . Eşkıya’nın  bu dünyaya hükümdar olamayacağını dile getiren Türk Atasözlerinin yer aldığı bir kültürün temsilcisi olarak Türk devletinin, antiemperyalist çizgide var olabilmesi ve sonsuza kadar yoluna devam edebilmesi  Türk bağımsızlığının güvencesi olarak kendiliğinden gündeme gelmektedir . Bu yüzdende her türlü savaş çıkarma senaryosu iflas etmekte ve terör görünümlü ortalığı karıştırma hareketlerinin hemen hemen hepsi  dünya halkları tarafından lanetlenmektedir . Ekonomik gelişmelerin hızlanması ile ekonomik alanlarda yeniden yapılanan dünya devleti gibi arayışların öne geçtiği yeni dönemde ,devletlerin yetersiz kaldığı noktalarda küresel  düzeyde etkin olan tekelci şirketler , piyasalara egemen olarak  devlet yıkıcılığına soyunmaktadırlar . Silahlı savaş senaryolarının ya da terör saldırılarından istenen sonuçları elde edemeyen   egemen güçler , bugün görüldüğü gibi küresel bir dünya devleti  yaratma yönünde  sırası geldiğinde biyolojik savaşlara da kalkışabilmektedirler . İşi bu kadar büyüten  egemen güçlere karşı , mazlum uluslar ve ulus devletler bir araya gelerek , emperyalizme karşı  daha adil, insancıl, eşitlikçi ,dayanışmacı  ve demokrat bir dünya düzenini ,var olan devletlerin bağımsızlığı ile kazanılmış haklarını dikkate alarak  ortaya koymaları, dünyanın geleceğini güvence altına almak için zorunlu görünmektedir . 
 

 

Ekleyen:  Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Tarih:  31.3.2020
Yazdır:Yazdır
Eklenen Yorumlar 
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN Yazıları
YENİDEN ULUS DEVLETLERProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 31.5.2020 Devamı
KONTROL DIŞI DÜNYAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 22.5.2020 Devamı
NE MUTSUZ TÜRKÜM DİYEMEYENE Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 8.5.2020 Devamı
21.YÜZYILDA ULUSAL EGEMENLİK Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 25.4.2020 Devamı
KEMALİST AVRASYACILIK Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 14.4.2020 Devamı
YENİ CUMHURİYET PROGRAMI Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 6.4.2020 Devamı
DEMOKRASİ GÖRÜNÜMÜNDE CUMHURİYET KARŞITLIĞIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 18.3.2020 Devamı
RUSYA SICAK DENİZLERE İNİYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.3.2020 Devamı
AKDENİZ'DE İTALYA VE TÜRKİYEProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 9.2.2020 Devamı
HARP TEKNOLOJİSİ İLE SUNİ DEPREMProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.2.2020 Devamı
İYONYA DEVLETİ KURULAMAZ Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 22.1.2020 Devamı
TRAKYA CUMHURİYETİ KURULAMAZ Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 17.1.2020 Devamı
İSTANBUL TRAKYA’YI YUTAMAZProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.1.2020 Devamı
TÜRKLERE YAPILAN SOYKIRIMLARProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.12.2019 Devamı
CUMHURİYETÇİLİKProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.11.2019 Devamı
RUSYA'NIN ORTADOĞU PROJESİ (ROP)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 31.10.2019 Devamı
RUSYA'NIN ORTADOĞU PROJESİ (ROP)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.10.2019 Devamı
HALKÇILIK HALKLARCILIKLA HAKLANAMAZProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.9.2019 Devamı
MARKS YANILDI AMA ATATÜRK HAKLI ÇIKTIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 3.9.2019 Devamı
MİLLİYETÇİ - ULUSALCI İTTİFAKI (ULU-MİL)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.8.2019 Devamı
ERGENEKON'DAN ESTERGON'AProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 15.8.2019 Devamı
ERGENEKON'DAN ESTERGON'AProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.8.2019 Devamı
KIBRIS İÇİN HATAY MODELİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.8.2019 Devamı
"ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ"Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.8.2019 Devamı
ANKARA SANAT KURURMUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.7.2019 Devamı
GÜÇLÜ TÜRKİYE-GÜÇLÜ ORDU Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.7.2019 Devamı
ÇOK KUTUPLU DÜNYA Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.6.2019 Devamı
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ 30 YAŞINDAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.6.2019 Devamı
TÜRKİYE YÖNÜNÜ ARIYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.6.2019 Devamı
ÇEÇENİSTAN'DA RUS İŞGALİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.5.2019 Devamı
ÇANAKKALE ANTİ- EMPERYALİST BİR SAVAŞTIRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.5.2019 Devamı
Atatürkçü Düşünce Derneği 30 YaşındaProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 21.4.2019 Devamı
ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.2.2019 Devamı
TANRIYA ÇOK UZAK AMA ABD’YE ÇOK YAKIN Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 5.2.2019 Devamı
CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.1.2019 Devamı
Sayfalar : 1  2  3  4  5  6  7  
Yazarlar
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

YENİDEN ULUS DEVLETLER
Bekir COŞKUN

EVLER...
Yekta Güngör ÖZDEN

Toplumsal Sınav
Hüseyin TOPRAK

EĞİTİM ŞART…
M. Yahya EFE

Hayata gülümseyiniz...
Orhan SELEN

MÜSLÜMANLIK NEDİR?
Harika ÖREN

Güngör Arıbal’a Saygılarımla…
Belma Demir AKDAĞ

SALGIN BİTTİ Mİ?
Arzu KÖK

Kültür – Miras ve Yassıada
Münevver ÖZCAN

ANNE OLMAK İLE BİLGE ANNE OLMA FARKINDALIĞI
Ahmet GÖKSAN

YAPININ SAYGINI
Sevgi Ünal

SÜTYENİMDEN YAPSAM
Metin Mercimek

GÖNÜLLÜ OLMAK BİR ERDEMLİKTİR
Ayten YAVAŞÇA

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
Handan ÇÖLAŞAN

Timüs Bezi
Şahika ÖNER

ANALARIMIZIN BAYRAM SOFRALARI!
Mahmut SELÇUK

EVDE KAL TÜRKİYEM
Dr. Doğan KUŞMAN

MEHDİLİK KAVRAMI NEDİR?
Nejat TAŞKIN

NE YAZSAM DİYE DÜŞÜNÜYORUM
Fevziye ŞİMDİ

İSLAMİYET SONRASI DESTAN ÖRNEKLERİ:
Oktay ZERRİN

FUTBOLU ÖZLEDİK !
Sevinç ŞİMŞEK

'Bana birşey olmaz"
Şenses US

Ayrılamam

 

 

Her Hakkı Saklıdır. Efe'ce Haber Gazetesi © 2008 Tasarım : Linear Yazılım

Reklam