|
Sevmek derken nedense ilk önce insanların birbirini sevmesi akla gelir. Elbette daha mantıklısı da budur, ama Yunus gibi düşünüp de “Yaratılanı severim Yaradandan ötürü” felsefesinde olursanız, benim gibi, kurt, kuş, böcek, kedi köpek, ot, çiçek, taş, toprak ne varsa seversiniz, onlarla tefekkür edersiniz adeta. Onlar size dost olurlar, yoldaş olurlar, sırdaş olurlar…
İnsan sevmeyi biliyorsa, tüm yaratılanı sever.
Sevgiden nasipsiz ise insanı sevmeyi bile bilmez. Bu benim düşüncem. Sevgi, Allah’ın insana bahşettiği en yüce duygudur. Yaşamın süsü, olmazsa olmazı, tadı, tuzu, biberidir sevgi. O yüzden üzer insanı sevdiğinden ayrılması, bir daha onu göremeyecek olması. Bir de uzun bir paylaşımdan sonra olduysa bu ayrılık, daha bir buruk hissedilir yürekte.
Üzüntümü abartılı bulanlar var, beni anlamalarını istemiyorum zaten. Ben buyum. Beni, benim gibi hayvan sevgisi veya merhameti olanlar anlar. Evimin güzel kızı Pati ile yollarımız bundan 5,5 yıl önce Burdur Anadolu Öğretmen Lisesi’nin bahçesinde kesişmiş, o gün, bu gün evimin kraliçesi olmuştu. Pati’m, engelliydi, bir bacaktan yoksun kalmıştı bu nedenleydi evimin kraliçesi olması. Bir yanda en cins kedi, bir yanda da bacağında kurtlar oluşmuş olan Pati olsaydı, tercihim yine Pati’den yana olurdu. Çünkü O, yardıma muhtaç ve zavallı bir haldeydi.
İlk önce kangren olmuş bacaktan kurtardık Pati’mi. O ara Burdur televizyonu kameramanı Ali Kapan çekim yapmıştı. Şuan o programın kaydı elimde mevcut. Bir müddet sonra minik kızım, genç kızlığa adımını attığı için dışarıya çıkma sevdalarına takılmaya başladı, balkonlarda veya kapı arkalarında içleri yakan bir şekilde fasıl geçmeye başladığında, veteriner hekimine: “ Ben takvimi çevirmiyorum ama bu Mart ayına geldiğimizi nasıl biliyor?” diye sordum. Veterinerin, kemik yapısının oluşması için kısırlaştırılma ameliyatının bir yıl daha ertelenmesinin uygun olacağı önerisiyle, bir yıl avuttuk Pati’mi omuzlarımızda. O’na, dışarı çıktığı an başına gelebilecek tehlikeleri anlattık gecenin değişik vakitlerinde. Sonra zamanı gelince müftümüze sordum, kedimin anne olma hakkını elinden alıyorum, günah olur mu diye. Engelli bir kedi olduğu için kısırlaştırılması caizdir, cevabını alınca da ikinci kez ameliyatını yaptırdık.
En zor anlarında bile evimi hiç kirletmedi, oturduğu yer belliydi, hiçbir yiyeceğime uzanmadı, hırsızlık yapmadı. Arkadaşlarımın, tontoş Pati’m için birçok kişinin çocuğundan daha terbiyeli olduğunu bile söyledikleri olurdu. O’nunla bakışarak, konuşarak anlaşırdık. Üzüntümü de anlardı, sevincimi de. Kuyruk sallamasından gergin mi, mutlu mu olduğunu bilirdim. Gerçi onun mutluluğu da, gerginliği de bana bağlıydı. Onun için benim ruh halim önemliydi. Çünkü ben mutluysam mutlu, üzgünsem üzgün olurdu. Isparta’ya geldiğimde oturduğum evin balkonundan bahçeye sepet içinde sallayarak bırakırdım. İşten geldiğimde de yine sepetini sarkıttığımda hemen gelir, sepetine girerdi. Ben de yukarıya çekerdim. Eve biraz geç kalayım, ya balkonda ya da pencere önünde beni bekler bulurdum. Isparta Akdeniz gazetesi muhabirinin benimle yapmış olduğu röportajda: “Ben Sezen Aksu’dan daha şanslıyım, çünkü benim bir kedim var” diyerek memnuniyetimi dile getirmiştim.
Pati’m, bu yılın mayıs ayında ya çocuklardan ya da köpeklerden kaçmış, tribün merdivenlerinden tırmandığı stadyum duvarından aşağıya inememişti. İki gün aradıktan sonra, gecenin ilerleyen saatlerinde sesime cevap verince, itfaiye merdiveni ile indirmiştim duvardan. O zaman yırtık kulağından hafif bir şekilde çekmiştim ama onun umurunda mı? İstersen patakla, çünkü anneciğine kavuşmuştu.
Ramazan ayında iftara davetli olduğum 2 Eylül akşamı, Pati’mle birlikte çıktık evden. O, ben gelesiye kadar bahçede hava alacak, çimlerde yatacaktı. Geldiğimde de birlikte girecektik evimize. Ama olmadı! Bu kez Pati’mden iç çamaşırlarıma kadar geçen kan ile girdim evime. Hız düşkünü bir züppenin kullandığı cipin tekeri altında kaldı Pati’min o güzel başı, son nefesini kucağımda verdi benim tontoşum. Bir ay geçmesine rağmen hala alışamadım yokluğuna.
İlk anda bakıma muhtaç olduğu için evime aldığım Pati’me, meğer ben muhtaçmışım. Öyle alışmışım ki uğurlama ve karşılamalarına, hala büyük eksiklik hissediyor, kapımı her açışımda karşımda olacak sanıyorum. Savunmasız hayvanlarımıza eziyet eden insan müsveddelerini de Allah’a havale ediyorum.
|