Kilis Yardımlaşma derneği 
 

 

 

 

 

Sevgisiz dostluk olmaz!

Devamı  

 Türkiye'nin tek buz müzesi binlerce ziyaretçi ağırladı

 

 


  


Beyaz Saray'da Trump-Zelenskiy zirvesi: Savaşı bitirmek istiyoruz

magazin

NEVİN BALTA'NIN SON
KİTABI YAYINLANDI

 Devamı 

CACA OYUNU CADDEBOSTAN KÜLTÜR MERKEZİ'NDE


 

 

 

Milli Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Temel ile Röportaj 


Klasik Türk müziği sanatçısı, icracı ve bestekar, Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca, vefatının birinci yılında yad ediliyor.

 
 
 
  AKPINAR Temmuz 2017 Sayısı
 
 
 AKPINAR Mart 2017 Sayısı
 
 
 
Bir insanlık dersi...
 
 

 Orhan SELEN

Devamı

 

  
Hava Durumu Bilgileri

 
Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  34111762
Bugün Ziyaretçi :  334
Aktif Ziyaretçiler :  48

Sabri Tandoğan'la "Gönül Sohbetleri"
 
İnsan ve San’at
Sabri TANDOĞAN

 

Gittikçe yayılan bir hastalık var çevremizde, şikâyet hasta­lığı... İnsanlar görüyoruz; sıkıntılı, bunalımlı, yüzünden düşen bin parça. Ağızlarını açar açmaz, sanki cehennemin kapısı açıl­mış gibi alevler saçıyorlar. Hep şikâyet, hep şikâyet... Acı, zehir gibi acı sözler. Herkesi, her şeyi eleştiriyorlar. Onlara kalırsa hiç iyi, temiz, güzel insan kalmadı. Sanki kırık bir plâk gibi hep aynı şeyleri tekrarlıyorlar. Hayata o kadar dar, o kadar küçük bir açı­dan bakıyorlar ki... Önyargıları, kalıplaşmış fikirleri, karanlık ba­kışları, hayatın korkunç güzelliğini, ihtişamını görmelerine engel oluyor. Çünkü kendilerini bilmiyorlar. Tanımıyorlar.
Yunus’un “Bir siz dahi sizde bulun, benim bende bulduğumu” düşün­cesinden, inancından haberleri yok. Boşuna mı demiş koca Yunus “Seni deli eden şey yine sendedir sende” diye. Çünkü âlem nimetlerle dolu bir bağ olsa, fare ve yılan yine toprak yiyor. Tahtanın içinde kurt, “kimin böyle güzel helvası var” diyor. Ne olur şu dar, şu sınırlı çerçevelerden, önyargılardan kurtulabil­sek... Yaşama, doğaya daha özgür, daha bağımsız bakabil­sek... Genelde Türk toplumunda sevgisizliğe doğru bir gidiş gö­rünüyor, bundan üzüntü duyuyorum. İnsanların bir kısmı birbir­lerine karşı son derece katı, neredeyse vahşice davranıyorlar. Bu sevgisizlik yabancılaşmaya doğru gidiyor. Edep, zarafet, incelik, nezaket, saygı hak getire. Ama bu insanların unuttukları bir husus var. İnsanı insan eden yine insandır. İnsan ilişkileri uy­garca, insanca, efendice bir düzeye gelmeden, insan ne kendi iç dünyasında, ne de toplumda mutlu, huzurlu, güzel bir yaşama ulaşabilir.

Her mizaç, her yaratılış varlığa başka bir zaviyeden bakar. Hayatı güzel, esrarlı, cazip kılan biraz da bu farklılıkları değil midir? Yunus’da “Her biri ile bile olmak” diye bir düşünce, bir kavram vardır. Hayat, biraz da bu değişik bakış açısıyla, değişik görüşler ve yorumlarla anlam kazanmıyor mu? Daha renkli, daha şiir dolu olmuyor mu? Mutluluk, sevgi üstün kıymetlerdir. Varlığı aydınlatan güneş, onlardır. İnsan boşlukta yaşayamaz. Toprak, tarih ve kültür bize şekil verir, bizi zenginleştirir ve besler. Sabır ve gayretle büyük düşünürlerin, büyük san’at­çıların kapılarını bir aralayabilsek, yüzyıllar boyu tüketemeye­ceğimiz hazineler keşfedeceğiz. Bir Yunus, bir Mevlânâ, bir Eşrefoğlu, bir Şeyh Gâlip, nice yıllarımızı versek, yine de tam olarak özümledik diyemeyeceğimiz, kâinatın en büyük hazine­leridir. Onlar, bizi düşünceleriyle, san’atlarıyla çok ötelere, yüce­lere götürürler. Bizi, iç âlemimizi yıkar, temizler, arıtır, kalbimizi ve kafamızı pırıl pırıl ederler.

Can sıkıntısı, bıkkınlık, bezginlik insana hayatı boş ve âdi gösterir. Hayatta insanın başına ne gelirse, hep ne yapacağını bilmemekten gelir. Yaşamına bir anlam verememekten, gide­ceği, yürüyeceği yolu bilmemekten gelir. Hayatın her ânı, her köşesi sonsuz güzellikler, hayret ve ürperti veren nesneler, olaylar ve insanlarla doludur. Bakmasını, bakıp görmesini bilen­ler için her zerre ayrı estetik imajlar taşır. Nereye bakarsan bak Allah’ın vechi oradadır. Yunus bir şiirinde “Cümle yerde Hak nazır, göz gerektir göresi” der. Evet, her yerde ve her zerrede O’nu görebilmek, müşahede edebilmek. Varlık binbir sırla dolu­dur. Yaşamayı, büyük, güzel, ürpertici yapan da bu değil midir? Bir sırdan geldik, bir sırra gidiyoruz. Deli eder insanı bu dünya/ Bu gece, bu yıldızlar, bu koku/ Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç... Önemli olan varlığın dar hendesesinden kur­tulmak, kendimizi kâinatla bir hissetmektir. Çünkü insan bir gözdür. İnsan, kâinatta kendi kendini seyreden gözün gözbe­beğidir. Göz odur ki Hakkı göre... diyor Sevgili Yunus. Kâinata baktığımızda her şeyin bir uyum, bir nizam içinde olduğunu gö­rürüz. Hayvanlar, bitkiler... cemadat... Hepsi bir nizama uyarlar. Ancak sevgi ve çok çalışmakla insanın hayatı uyumlu hale gelir. Dolayısıyla insan kendi geleceğinin mimarı oluyor. Bir kaos manzarası gösteren duygu ve düşünceler insanı rahatsız eder, sıkar, bunaltır.

Ne zaman onlara bir düzen, bir âhenk, bir güzellik gelirse, o zaman iç dünyalar, gönüller, huzura ulaşırlar. Mutsuzlukların asıl kaynağı dışta değil, içtedir. Bu güzelim dünya ortasında kendimizi dar ve karanlık düşüncelere mahkûm edip, can sıkın­tısı, bıkkınlık, bezginlik içinde yaşamak, insana hayatı boş ve âdi gösterir. Sürekli bu ruh halini yaşayan insan hiçbir değere yükselemez, yönelemez. Gittikçe yozlaşır. İşte san’at bizi bu ba­yağılıklardan uzaklaştırır. Bize renk dolu, ışık dolu, sevgi dolu, şiir dolu bir dünyanın kapılarını açar. Kalbimiz temiz sevgiler, büyük ve yüce duygularla yıkanır.

Tabiatın, insanın, san’atın, ilmin güzelliklerine yabancı ka­lan, kalmakta direnen kimseler ne kadar zavallı, ne kadar şaş­kındırlar. Hayat her an yeniden var oluyor. Bizler her an yeniden diriliyoruz. Varoluşun heyecanı, düşünen kafalar, hisseden kalp­ler için her an ne muhteşem imajlar doğuruyor. Bir insana, bir san’at eserine güzellik veren, onu canlı yapan, hayatın sonsuz zenginlikleri, karmaşıklığı, derinliği değil midir? Hayat hiçbir plâ­na sığmaz. İnsanın önünde önceden bilmediği bir istikbal vardır. Yunus “Her dem taze doğarız. Bizden kim usanası” der. Ha­yat ve insan, öyle karmaşık, öyle kavranılması zor bir meka­nizmadır ki, İslâm mutasavvıfları hariç, hayatta kimse bunu bü­tünü ile kavrayamamıştır. Ancak Nuru Muhammedi’yi sezip, an­layıp, gün ışığına çıkaranlar, günlük yaşantılarına o nurla, o ışıkla anlam verebilenler, adına hayat denilen bu korkunç, bu ürpertici, bu çıldırtıcı mekanizmaya vâkıf olabilmişler, onun her gününü, her saatini, her dakikasını, sonsuz güzellikler, hayırlar, incelikler, edep, zarafet ve yüceliklerle geçirmişlerdir. Kâinatın sırları, varoluşun akıl almaz muammaları hiç tükenmeden sürüp gidiyor. Canlı, güzel ve gerçek olan, insanın her an içinde yaşa­dığı bu zengin ve esrarlı dünya, ondan aldığı duyular ve ürper­tilerdir. San’at, gerçek ve asil san’at, büyük san’at, işte bu hay­reti, bu hayranlığı anlatır.
Yunus, “Benim bir karıncaya ulu na­zarım vardır” der. Varlık ve insan hiçbir formül, hiçbir düstur, hiçbir ideoloji ile hülâsa olunamaz. Biraz yaklaşır gibi olduğu­muz zamanlarda, bakarız ki, o bizden ne kadar uzaklaşmıştır. Dünya, yeryüzü Allah’ın sayısız güzellikleri ile doludur. Asıl san’atkâr bu binbir güzelliği en güzel terennüm eden insandır. Mutsuzlukların kaynağı dışta değil, içtedir. İnsanlara dünyayı cehennem gibi gösteren, varoluşunun anlamını bilememek, ne­den dünyaya geldiğine, niçin yaşadığına bir cevap, bir çözüm yolu bulamamaktır. Gerçeği bilmeyen, bulamayan insanlar için yanlış yollara sapmak kaçınılmazdır. Hayatın anlamını bulan ve bilen insanların, olaylara yaklaşımda daha başarılı olduklarını görüyoruz. Çünkü onların eşyaya, insanlara, olaylara yaklaşımı daha yumuşak, daha olumlu, daha sıcak ve insanca olmaktadır.

Kendi iç dünyası ile barış içinde olmayan insanlar, huzuru hiçbir yerde bulamazlar. Huzuru kendi kalbinde hissedemeyen insana başkaları bunu nasıl verebilir? Hayat, yaşamak şahsî bir maceradır. Mânevî değerler ve san’at bizi iç üzüntülerimizin, eksikliklerimizin üstüne çıkarır. Kederlerinin üstüne çıkamayan insanlar, bir süre sonra onların altında ezilirler. Hayat inanılmaz, akıl almaz güzelliklerle, binbir sırla doludur. İnsan kâinatın en zengin, en muhtevalı varlığıdır. Her an yeniden var olan ve binbir şekilde tecelli eden sonsuz güzellikler içindeyiz. Günlük hayatın patırtı gürültüsü, basitlikleri bize varlığın ihtişamını unut­turuyor. Ancak mânevî değerlerle, güzelliklerle, san’atla yeniden asıl kaynaklarla karşı karşıya geliyoruz. Bunlarla yeniden duy­maya ve düşünmeye, hissetmeye, ürpermeye, ebediyetle diz­dize gelmeye başlıyoruz. Ve işte o zaman Yunus’un harikulâde mısraı tecelli ediyor:
Her dem taze doğarız, bizden kim usa­nası...
SABRİ TANDOĞAN
 
Ekleyen:  Efe'ce Haber Gazetesi
Ekleme Tarihi:  1.8.2010
İzlenme: 
Yazdır:Yazdır
 
Eklenen Yorumlar 
Bu Konuda En Çok Okunan Yazılar
Şair Faruk Oray'da Efece Haber'de
Milli Şair Faruk Oray'da artık Efece Haber'de. "Sende yaşlanacaksın" isimli şiirini sizlere sunuyorz. Her hafta yeni bir şiirinı okuyacaksınız Efece Haber'de.
Efe'ce Haber Gazetesi [ 23.10.2010 Devamı
 
Ölüm tarlalarından insan manzaraları
İbrahim Güneş/Kilis (Efece haber) -1951 yılında kaçakçılığın önlenmesi amacıyla gömülen mayınlardan olumsuz yönde etkilenen ve sakat kalanlarla mayınlı ölüm tarlalarında yaşamlarını kaybedenler.
Efe'ce Haber Gazetesi [ 1.6.2009 Devamı
 
İftar sofraları ve yöresel yemekler
İftar sofraları; mübarek Ramazan ayında akşam saatinde açılan sofralardır. İftar sofraları aile fertlerini, yakın dost ve akrabaları bir araya getiren bolluk bereket sofralarıdır.
Efe'ce Haber Gazetesi [ 3.9.2009 Devamı
 
Yazarlar
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

HEM HER ŞEY DEĞİŞECEK HEMDE TÜRKİYE DEĞİŞMEYECEK
M. Yahya EFE

Dünya Engelliler Günü
Hüseyin TOPRAK

UYAN ŞAHİN UYAN GÖR NELER OLDU…
Harika ÖREN

İnsanlığın Kırmızı Çizgileri
Metin Mercimek

YAŞAM ANLAYIŞIMIZ SEVGİ OLSUN
Belma Demir AKDAĞ

BİR YIL DAHA GİTTİ
Ahmet GÖKSAN

GELECEĞİMİZİN YOLU
Sevgi Ünal

YAZMIŞ KIŞMIŞ
Münevver ÖZCAN

TANIK OL KARAR VER
Dr. İbrahim ATEŞ

ÂŞÛRÂ GÜNÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Nevin BALTA

İzmir İktisat Kongresi 100 Yaşında
Şahika ÖNER

BENİM ANNEM!
Ayten YAVAŞÇA

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
Fevziye ŞİMDİ

UMUT
Günseli RUMELİOĞLU

EVRİMİN GÜNCELLENMESi
Yekta Güngör ÖZDEN

Ne günlere kaldık…
Oktay ZERRİN

Anadolu Mektebi Okul Paneli
Arzu KÖK

Gençler!...
Dr. Doğan KUŞMAN

Müslüman mısınız?
Alev YILDIRIMCI

Zaman yok
Handan ÇÖLAŞAN

Bu DÜNYA
Bekir COŞKUN

Yazı bilmem
Orhan SELEN

UNUTKANLIK SALGINI
Elveda TANIK

LEBALEB KONGRE...

>>>>>>>>>>>>>>>>>>

 

 

 

Her Hakkı Saklıdır. Efe'ce Haber Gazetesi © 2008 Tasarım : Linear Yazılım

Reklam