| Dağda tek başına açan çiçeğim,
Boynu bükük bir gelinciktin.
Sana kıyan eller kırılsın…
Yurdundan koparıldın,
Vahşi, gün görmemiş yüzleriyle geldiler,
Tutuldun ummadığın bir anda,
Issız çöllerde kum fırtınalarına tutulur gibi
Tutuldun sevdalara…
Sunulan kadehi aşk niyetine içerken sen,
Göremedin engereğin zehrini,
Korunaksız, barınaksız,
Bir yetim gibi düşsüz bırakıldın…
Sana kıyan diller sussun…
Yıldızsız, ıssız gecelere
Güneşsiz, kirli ve soğuk günlere
Susuz yazlara terk edildin de,
Kaynağından kuruyan ırmaklara dönüştürüldün.
Bağrında kalan sadece çakıl taşlarıdır şimdi…
Basanın ayağını acıtan,
Bakanın yüreğini burkan,
Boş bir nehir yatağıdır artık yüreğin…
Sana kıyan eller el olsun…
Karadeniz’in kara ve hırçın
Baktıkça kendine çeken,
Dokunsan yok olacakmış hissi verin
Sihirli suları gibisin şimdi…
Kimse yüzemez denizinde.
Sarar karanlığın dünyayı,
Gölgeler gülen yüzünü.
Gözlerin döner hüzün çağlayanlarına.
Bakarsın ama görmeden,
Konuşursun ama duymadan,
Seni su tutmaz kumlara döndüren
Sözler sussun…
Bastığın yerler inlerken,
Şimdi gezersin kuş kanadı misali..
Çıkacak küçücük yelden koru ki kendini
Girdaplara düşmeyesin…
Kem gözlere gelip, diyar diyar gezmeyesin.
Seni kuşkanadına döndüren
Felek yok olsun…
Yasemin Bülbül (EFE)
|