Kilis Valisi Soytürk'ün Kilis'in İl oluşunun  24. yıldönümü mesajı
 

Devamı 

 

Rektör Karacoşkun'un Öğrencilere başarılar diledi

 

Devamı 

 

 

 
 
Üniversite sınavları saat kaçta başlayıp, bitecek?
  Devamı 

 
magazin
 
Girne'de "Basma Fistan Giyerim Sergisi"
  Devamı  
 
 

Hamiyet Yüceses-Sevmekten kim usanır

 

 

 
 
 
 
 
  AKPINAR Temmuz 2017 Sayısı
 
 
 AKPINAR Mart 2017 Sayısı
 
 
 
Bir insanlık dersi...
 
 

 Orhan SELEN

Devamı

  
Hava Durumu Bilgileri

 
Döviz Kurları
altın fiyatları

Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

 


 
Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  19832994
Bugün Ziyaretçi :  2897
Aktif Ziyaretçiler :  159

AVRASYA'DA TÜRKİYE VE RUSYA
 
  Dünya  yirmi birinci yüzyıla girme aşamasına geldiğinde   , soğuk savaş dönemi sona eriyor ve batı merkezli bir yeni emperyalizm olarak küreselleşme olgusu öne çıkarken,  geçmişten gelen yeryüzü haritası da değişiklik gösteriyordu . İki kutuplu dünya devam ederken , Rusya çevresindeki ülkeler ile oluşturmuş olduğu ideolojik imparatorluk çerçevesinde,  batı karşıtı blokun  merkezi olarak  ikinci  bir merkezi yapılanmayı  Asya kıtasının kuzeyinde ,Atlas Okyanusundan Pasifik bölgesine kadar  uzanıp giden bir büyük imparatorluğun   sınırları içerisinde  tamamlamaya çalışıyordu. Bu aşamada Asya kıtası  bölünmüş bir durumda olduğu için tek başına bir Avrasya bölgesinden  söz etmek mümkün değildi . Asya kıtasında Rusya ile birlikte yer alan Çin , Hindistan ve İran  gibi devletler de çok büyük  alanları kapsıyorlardı .İdeolojik kutuplaşmada batı blokuna karşı oluşan doğu bloku bir Asya yapılanması olarak  devam ederken  ,Avrasya bölgesi de daha çok  Asya kıtasının içinde kalan bir jeopolitik konuma sahipti .Soğuk savaş dönemindeki bu yapı daha sonraki aşamada Rusya merkezli  Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine,  değişiklik geçiriyor ve bu aşamadan sonra  Avrupa ile Asya kıtalarının birleşme bölgesi olarak Avrasya coğrafyası  yeniden  dünya sahnesine çıkıyordu . 
 Kısaca Avrupa ve Asya kavramlarının birleşik bir biçimde  ifade edilmeye başlanmasıyla  ortaya çıkan Avrasya bölgesi ,yirmi birinci yüzyılın  uluslar arası  konjonktürünün ana çekişme  sahası olarak öne çıkıyordu . Bu bölgenin tam ortasından geçen Demirperde ortadan kalkınca , Türkiye dünyanın ucunda ya da sınırında bir ülke değil aksine dünya ana karasını oluşturan  Avrasya bölgesinin tam ortasında yer aldığı görülmüştür . Avrasya  alanı iki kutup arasında oluşturulan sınırdan kurtulunca ,geleceğe dönük daha özgür gelişmelerin ortaya çıktığı  bir bölge olarak dünya siyasal sahnesinde her zaman için önde gelen bir yere sahip olmuştur .  Haritaya bakıldığı zaman bu uzun ve geniş alanın kuzey hattında Rusya’nın , güney  bölgesinde ise Türkiye ve bağlantılı Türk coğrafyasının  uzanıp gittiği görülmüştür . Rusya Baltık denizi ile Pasifik okyanusu arasında yer alırken  Avrasya kıtasının kuzey devleti olma şansını elde ediyordu . Türkiye Cumhuriyeti ise  Kuzey Asya’dan Orta Asya’ya doğru uzanan bir çizgide  tarihsel Türk mirasının temsilcisi olarak,  Adriyatik denizi ile  Çin seddi arasında  Avrasya bölgesinin güney hattının merkezi olarak gündeme geliyordu .  Avrasya kıtasındaki Rusya ve Türkiye’nin  geniş alanların temsilcisi olarak öne çıkması nedeniyle bazı jeopolitik kitaplarında, hem Rusya’nın hem de Türkiye’nin şizofrenik ülkeler olarak tanımlanmaya çalışıldığı görülmüştür . Hem Asya kıtasında hem de Avrupa bölgesinde uzanıp giden geniş bölgelerin arasında Rusya ve Türkiye’nin Avrasya’nın merkez ülkeleri olarak öne çıktıkları ve  bölgenin kuzey  ile güney hatlarının birlikte  ele alındığı bir durum değerlendirmesi yapıldığında, her iki ülkenin aynı kıtanın  birbiriyle bağlantılı parçaları oldukları  görülmektedir . Bu doğrultuda Rusya ve Türkiye hem Asyalı hem de Avrupalı ülkeler olarak  merkezi coğrafyanın  yapısını  oluşturduğu için , iki ülke  bu kıta da hem komşu ,hem  de rakip  olarak yer almaktadırlar . Burada , birbirleriyle hem yarışma hem de dayanışma konumunda olabilecek  iki büyük ülke arasındaki ilişkiler ,tarihsel süreç içinde inişli ve çıkışlı olduğundan, kalıcı bir düzen ve buna dayalı bir istikrar ortamı bir türlü  Avrasya kıtasında  gerçekleşememiş, tarih boyunca bu bölge sürekli olarak çekişme alanı konumunda kalmıştır .
 Onuncu yüzyıl sonrasında orta dünya alanında devletler kurma şansını elde eden Türkler , Selçuklu,Osmanlı ve  Türkiye  dönemlerinde Avrasya kıtasının çeşitli bölgelerinde  yayılarak geniş hegemonya alanlarında devlet kurmuşlardır . Ruslar ise beşinci yüzyılda Kiev’de bir prenslik kurmuşlar ve daha sonra da bölgedeki  Türk devletlerinin dağılması ya da Türk boylarının batı ülkelerine doğru göçe yönelmesi üzerine , Rus prensliği genişleyerek Moskova merkezli bir büyük devlet yapılanmasına dönüşmüştür . Onuncu yüzyılda ,Hazar devletinin dağılması üzerine  Türk boyları çeşitli ülkelere göç edince  Rus devletinin doğuya doğru Türk bölgelerine doğru bir genişleme süreci yaşadığı , Altın Orda  İmparatorluğunun dağılması üzerine de  geride kalan Türk hanlıklarının Rus emperyalizmi tarafından işgal edilmeye başlandığı  ve böylece bugünkü büyük Rusya  Federasyonunun  bu aşamadan sonra Avrasya bölgesinin en büyük devleti konumunu kazanarak ,bugünlere kadar bu yapıyı taşıdığı anlaşılmaktadır . Bölgenin güney hattındaki  Türk devletleri yapılanması ise , iki büyük imparatorluğun dağılması olgusunu yaşayarak   Rusların büyüme sürecine ters bir çizgide,  dağılarak  küçülme  aşamasına doğru sürüklendiği görülmektedir . Rus devleti  genişleyerek büyüdükten sonra büyüklüğünü koruyarak , Avrasya hegemonyası peşinde koşmuştur . Türkler  ise  iki büyük imparatorluğun yitirilmesinden sonra Avrasya’nın güney merkezinde tutunabilmek üzere , güçlü bir ulus devleti yirminci yüzyılın başlarında  merkezi bölgede  oluşturarak , Avrasya  toprakları üzerinde Türk ulusunun  var olma hakkını koruyarak sürdürmüştür . Türklerin parçalanması  ve  devletlerinin çökmesi sırasında  Ruslar birliklerini koruyarak  büyümeye devam etmişlerdir . 
 Avrasya coğrafyasına yayılmış olan  Türk asıllı nüfus  Asya’nın kuzeyinde  ,güneyinde ,doğusunda ,ortasında ve batısında  dağınık bir biçimde yaşarken,  Ruslar birliklerini sürdürmüşler  ve Çarlık dönemindeki büyük  ülkesel yapıyı, daha sonraki aşamalarda hem Sovyetler Birliği zamanında hem de  Rusya Federasyonu aşamasında korumasını bilmişlerdir . Bugün yedi bağımsız Türk devleti harita üzerindeki yerini korurken ,Avrupa Birliği içinde beş Türk asıllı devlet bugün yerini korumakta ,Rusya Federasyonu içinde ise  on Türk devletinin yer aldığı bilinmektedir . Türkler Avrasya’nın  güney hattında bağımsız devletlerini korurken , Asya’nın kuzeyindeki Türkler Rusya  Federasyonu çatısı altında  farklı devlet yapılanmaları içinde varlıklarını sürdürmektedirler . Hrıstıyan Avrupa Birliği içinde ise  Finlandiya,Macaristan,Bulgaristan,Çekya  ve  Estonya  gibi Türk asıllı  toplulukların kurduğu devletler birbirinden farklı bir siyasal yapılarda yola devam etmektedirler . Ayrıca , Kıpçak Türklerinin devamı olan Polonya’nın bile  Hazar uzantısı Türk boylarının  oluşturduğu bir büyük devlet olduğu  görülürse , bugünkü Rusya Federasyonunun , doğudan ve güneyden olduğu kadar batıdan da Türk  toplulukları ve devletleri ile  çevrelendiği  haritanın üzerinde ortaya çıkmaktadır .Rusya  Federasyonu çatısı altında yaşayan Türkler ise;Tatar, Altay,Çuvaş,Başkırt,Dağıstan,Hakas,Tuva,Yakut,Karaçay, ,Karakalpak cumhuriyetlerini  bugünün koşullarında yönetmektedirler .Ayrıca Gökoğuz Türk devleti de Moldova Cumhuriyeti içinde varlığını sürdürmektedir .  Avrasya ‘nın Türk asıllı toplulukları, Avrupa’dan Asya’ya kadar çeşitli devletlerin çatısı altında onların vatandaşları olarak yaşarlarken , merkezi coğrafyada Türklerin yarısı kadar bir nüfusa sahip olan  Rusların, geçmişten gelen birlikteliklerini koruyarak ,dünyanın en geniş topraklarına sahip olan bir büyük imparatorluk olarak ,yirmi birinci yüzyılda  yola devam etmesi ,iki ulus ve devlet açısından  doğru  değerlendirilmesi gereken bir durumdur .Rusya’nın işgal ettiği topraklar dünya kıtalarının altıda birini oluştururken , yüz elli milyonluk nüfus böylesine büyük bir ülke için yetersiz kalmaktadır . Konuya Türkiye açısından bakıldığı zaman , Türklerin nüfus alanlarının genişliği   Rusya’ya karşı ciddi bir dengeleyici unsur  olduğu için üç yüz milyona yaklaşan Türk nüfus  Avrasya’da  bir araya gelmek durumundadır . 
 Bin beş yüz senelik Rus devletinin sahip olduğu devlet birikiminin ,hem Avrasya hegemonyası açısından hem de değişen dünya koşullarında gündeme gelen yeni  durumlara uyum sağlaması 
açısından yeterli olduğu  dile getirilmektedir . Bu çerçevede ,Çarlık ve Sovyet dönemlerindeki imparatorluk coğrafyası ,Rus devletince  Federasyon aşamasında da sürdürülmekte ve Avrasya bölgesinin geleceğini belirleme açısından Rus devleti mutlak bir hegemonya sağlayabilmek için var gücü ile çaba göstermektedir . Bu doğrultuda Rusya’nın önde gelen jeopolitik uzmanlarından birisi  Avrasya stratejisi ile ilgili olarak yazmış olduğu kitabında, Rus Avrasya’cılığının  Türk ve Çin Avrasya’cılıklarına kesin olarak karşı olduğunu belirtmektedir . Ruslar Türkiye’ye karşı İran ile ,Çin’e karşı da Japonya ile yakınlık kurarak ,Rusya,İran ve Japonya hattında geliştirilecek bir Avrasyacılığı ,Çin ve Türk Avrasya’cılıklarına karşı  geliştirme çabası içinde olmuşlardır . Rus nüfusunun on misli fazlasına sahip olan Çin’in  vatandaşı olan halk kitlelerinin  doğu Asya bölgelerinde  Rusya’nın doğu bölgelerindeki  sınırları  geçerek Rus devletinin doğu topraklarında yaşayabilmenin arayışı içine girdikleri  dikkate alınırsa ,çok daha az nüfusa sahip olan diğer bir doğu ülkesi olan Japonya ile Rusya Çin’in Avrasya bölgelerini işgale kalkışmasına karşı işbirliği yapmaktan yana oldukları açıkça görülmektedir .Rusya sınırları içinde yer alan on Türk devletinin oluşturduğu nüfus çoğunluğu ve bu nedenle gündeme gelen Türklerin toplumsal ağırlığının önünü kesebilmek için de , Türkiye’ye karşı İran ile yakın işbirliği ve  dostluk paktları oluşturma çabalarının öne geçtiği  zamanla anlaşılmaktadır . Rusya hem geniş sınırlarını elinde tutabilmek hem de bu geniş coğrafyada var olan devletlerin kopmasını önlemek üzere, güçlü merkez politikasını Moskova’da yürütmektedir . Ayrıca ,Putin’in  getirdiği yeni idari reform ile de , Rus devleti  bütün ülkeyi istikrarlı bir biçimde yönetebilmek üzere Moskova’ya bağlı konumda  yedi yeni Moskova benzeri  yönetim merkezleri kurmuştur . 
 Büyük bir çöküş sonrasında ideolojik imparatorluğunu elinden kaçıran Rusya  hızlı bir toparlanma sonrasında ,elinden kaçırdığı ülkeleri gene kendi kontrolü altında tutabilmek üzere  Bağımsız Devletler Topluluğunu kurmuş ve  tasfiye edilen Varşova paktının yerine Kollektif Güvenlik Örgütünü kurarak  , Avrasya bölgesinde Nato’nun yayılma girişimlerini önlemeye çaba göstermiştir .Ayrıca Hazar denizi etrafında öne çıkan petrol ve doğal gaz  kaynakları yüzünden bölge devletlerinin birbirleriyle savaşlara sürüklenmemesi için Hazar  Kardeşliği adı altında bir bölgesel dayanışma örgütünü de  , gene Putin öncülüğündeki  bugünkü Rusya yönetimi  oluşturmuştur . Rusya böylece her iki paktın yardımı ile ideolojik imparatorluk  dönemi sonrasında , yakın çevre adı altında geliştirdiği yeni bir siyasal etkinlik oluşturma stratejisini Avrasya bölgesinde  yaygınlaştırmaya  çaba göstermiştir . Eski Sovyetler Birliği gibi bir büyük  konfederasyon oluşturamayan Rusya’nın geçmişten gelen emperyalist yapısını devam ettirmek üzere ,gene Avrasya ülkeleri üzerinde baskı kurmaya ve yeni bölgesel ittifaklar üzerinden gene eskisi gibi Avrasya’nın tek hegemon gücü olmaya öncelik verdiği, yaşanan olaylar sonucunda belirginlik kazanmıştır . Orta Asya ülkelerinin Türk kökenli olması , Rusya Federasyonu içinde yer alan bazı Kuzey Asya devletlerinin  de Türk topluluğunun birer parçası olması nedenleriyle ,Türkiye için çok geniş bir hegemonya hinterlandını gündeme getirmektedir . Rusya Türk asıllı devletleri kendi baskısı  ve çatısı altında kontrol etmeye öncelik verirken , benzeri bir hakkı  Avrasya’da  17 Türk asıllı  devletin olmasına rağmen  Türkiye Cumhuriyeti’ne vermemek üzere direnmektedir . Rusya Federasyonu 25 devletin bir araya getirilmesi ile  kurulabiliyorsa , güney  ve kuzey  Avrasya hatlarında  var olan  17 Türk asıllı devlet de bir araya getirilerek  bir büyük Türk Federasyonu kurulabilmelidir . Rusya’nın kendisi için kullanmış olduğu  hegemonya stratejisini uygulamak ve Türk asıllı devletleri bir araya getirmek , uluslararası hukuka göre Türkiye’nin de hakkıdır . Böylesine bir oluşumun Rusya Federasyonunu bozması  gibi bir durum , dağınık Türklerin meselesi değil  , Türk toplulukları üzerinde emperyal baskı kurmaya çalışan  Rusların sorunudur . 
  Türkiye ile birlikte Rusya’nın da Avrasya kıtasındaki yeri belirlenirken , yeni dönemin jeopolitik gelişmelerinin dikkatle izlenmesi ve bu gibi gelişmelerin Avrasya ülkelerine nasıl yansıdığı ya
da ne gibi  etkiler yarattığı  ele alınmalıdır . Üç kıtanın tam ortasında yer alan Avrasya bölgesinin geleceği yeni dünya düzeninin belirlenmesi açısından yararlı olacaktır . Haritaya bakıldığı zaman Avrupa’nın ortasından başlayarak Asya’nın ortalarına  kadar genişleyen Avrasya coğrafyasında  çeşitli devletler yer almaktadırlar . Orta ve küçük boydaki bu devletler eski imparatorlukların eyaletleri olarak  tarih sahnesine çıkmışlar ve yirminci yüzyılda da ulus devlet niteliği kazanarak  yollarına devam etmişlerdir . Balkanlar , Orta Doğu ,Orta Asya ,Kafkaslar  ve Hazar  çevresinde yer alan devletlerin geleceği bugünün koşullarında belirsiz kalmıştır . Böylesine bir belirsizliğin ortaya çıkmasında, Osmanlı İmparatorluğu ile Sovyetler Birliği gibi büyük siyasal yapıların çöküşü ile birlikte  meydana gelen otorite boşluğu alanlarında,  geleceğe dönük yeni yapılanmaların zorlanması emperyal güçler tarafından  her dönemde gündeme getirilerek Avrasya bölgesi sıcak çatışmaların adresi olarak öne çıkarılmıştır .Avrasya alanında küçük ve orta boy devletler zaman içerisinde yerlerini alırken ,bu geniş alanı çevreleyen büyük devletler de kendilerinin  merkezinde yer aldığı kendi Avrasya planlarının  gerçekleşmesi için çaba göstermişlerdir . 
 Avrasya bölgesi esas alındığında , bu alanda etkin olmak isteyen İngiltere,Almanya,Rusya ve Fransa gibi eski emperyal devletlerin  kendi hegemonya düzenlerini oluşturmak üzere devreye girdikleri görülmektedir . Birinci ve İkinci dünya savaşları süreçlerinde bu eski emperyal devletler kendi planlarının gerçekleştiricisi olmak üzere aktif olmuşlar ama zaman içerisinde istedikleri yapılanmaları gerçekleştirememişlerdir . Amerika Birleşik Devletleri ve onun yavrusu olan İsrail’in kurulmasından sonra, bu iki devlette Avrasya bölgesinde etkili olabilmenin yollarını arayarak  ,bölge ülkeleri üzerinde her zaman için  baskı kurma yoluna gitmişlerdir .Küreselleşme döneminde  öne geçen büyük devletler olarak  Çin ve Hindistan’ında devreye girmesiyle  Avrasya hegemonyası peşinde koşan  emperyal devletlerin  sayısı artmıştır . Türkiye gibi bir Avrasya ülkesi olan İran devletinin sahip olduğu Şii yapılanması üzerinden bölgedeki  bu mezhebin tabanını oluşturan halk topluluklarını kendi egemenliği altına almak istemesi de yeni bir tür emperyalizm olarak devreye girmiştir . Bu doğrultuda emperyalist devlet sayısı artarken  ,eski emperyal güçler de Avrasya  üzerinde etkin olabilmenin yollarını aramayı sürdürmüşlerdir . Rusya hem eski hem de yeni bir emperyal güç olarak Avrasya’nın patronu olmayı her zaman için gerçekleştirebilmenin arayışı içinde olmuştur . Bir bölge ülkesi olmasına rağmen , diğer bölge dışı emperyal devletlere benzer bir doğrultuda Avrasya hegemonyası kurmaya yönelmesi ,her zaman için Rusya ile bölge devletleri arasında çeşitli sorunların ortaya çıkmasına yol açmıştır . 
 Avrasya kıtasının kuzey gücü olan Rusya her zaman için güneydeki sıcak denizlere inerek kendi önderliğinde bir Avrasya yapılanmasının oluşturulmasını dış politikasının ana maddesi haline getirerek  hareket etmiştir . Bunu gören batılı emperyalist güçler de Rusya’yı  Avrasya’nın kuzey bölgesine hapsederek sıcak denizlere inmesini önlemeye çalışmışlardır . İngiltere ve Fransa gibi Avrupalı emperyalistler Rusya’nın dünyaya açılmasını önlemeye çalışırlarken ,  Rus Çarlığı ile Osmanlı imparatorluğunun üç yüz yıl boyunca birbirleriyle savaştırılmasının organizasyonunu başarılı bir biçimde gerçekleştirerek , hem her iki büyük devletin Avrupa’ya girmesini önlemişler hem de sürekli savaştırılan Avrasya kıtasının iki büyük imparatorluğunun birinci dünya savaşı sürecinde  yıkılmasını sağlamışlardır . Bugün ise Amerika’nın ön planda olduğu dönemde, ABD tek başına hegemonyasını  bölgede yürütemeyince Rusya ile paslaşma yoluna giderek ,  bir Avrasya emperyalisti olarak Rusya’nın  Akdeniz kıyısındaki Suriye ve Kıbrıs gibi ülkelere girerek  yeni tür bir denge arayışını İsrail’e karşı  gerçekleştirmeye  çalışmıştır . İşte bu yeni durum  Rusya’nın kuzeyden güneye inmesini sağlamıştır . 
 Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti yirminci yüzyılın başlarında , Sovyetler Birliğinin önünün kesilmesi için bir tampon devlet modelinde tarih sahnesine çıkmıştır . Rus Çarlığının yıkılmasını sağlayan Rus-Japon savaşını  hem organize eden hem de izleyen  ABD ,  Japonya’yı arkadan destekleyince Rus Çarlığı yıkılmış ve böylece Birinci Dünya Savaşına giden yolda Rusya bir emperyalist devlet olmaktan çıkartılmıştır . Bu aşamadan sonra , Rusya’da Sosyalist devrim Amerikan sermayesi tarafından hem finanse edilerek Kızıl Ordu kurulmuş , Kızıl Ordu oluşturulduktan sonra da  Sovyet  gücü  bütün Avrasya kıtasında egemen kılınarak eski Rus emperyalizminin yerini almıştır . İngiltere’nin batıdan uzak tuttuğu Rusya’ya Amerika’nın el atması , Çarlık rejiminin yıkılmasıyla başlamış ve bugüne kadar sürmüştür . ABD , Birinci  Dünya savaşı sonrasında  yeryüzünün yeni jandarması olarak dünyaya açılırken  iki kutuplu yapılanmadan yararlanmıştır . İkinci dünya savaşı sonrasında ortaya atılan  Mac Chartizm  akımı aracılığı ile bütün dünyaya  komünizm korkusu Sovyetler Birliği aracılığı ile yayılmış ve böylece ABD; İngiltere ve Fransa gibi eski emperyal devletlerin  sömürgesi  ya da kolonisi  olan bir çok devleti  Birleşmiş Milletler aracılığı ile bağımsız yaparak,  bu ülkeleri Avrupalı emperyalistlerin elinden almıştır . Sovyet devrimi ile Rusya’yı karşı kutup yapan ABD böylece Avrupa kıtasının  dünyanın  üzerindeki hegemonyasına son vermiştir . Bu aşamada sosyalist dünyanın merkezi konumuna  gelen Rusya kendiliğinden Avrasya bölgesinin tek egemen gücü konumuna gelmiştir  .  Komünistleşen Rusya’nın dünyaya yaydığı korku ABD’nin işini kolaylaştırmış , Rusya faktörünü bir öcü gibi kullanan ABD  Rusya ile paslaşarak,  dünya kıtalarını Avrupalı emperyalistlerin elinden almıştır . Birinci Dünya Savaşına resmen girmeyen ABD görünüşte İngiltere’yi destekler görünmüş ama savaş yıllarında   Bolşevikler ile işbirliği yaparak , sosyalist görünümlü Yahudilerin  Rusya’yı ele geçirmesine yardımcı olmuştur .
 İngilizler dünyaya egemen olurken Rusya’yı Avrasya’nın kuzeyine hapsetmişler,  Avrupa’ya girmelerini önlemek üzere de Rus-Osmanlı savaşlarının baş kışkırtıcısı olmuşlardır .İngilizlerin Rusya’yı dünyadan uzak tutma  politikası  soğuk savaş dönemine kadar devam etmiştir . Ama Sosyalist devrim ile başlayan yeni dönemde ABD Rusya’nın karşı kutup olarak Avrasya kıtasını ele geçirmesine  yardım etmiş  ama Rusya’nın önünü kesmek üzere de , İngiltere ile birlikte Atlantik güçleri olarak  Türkiye’yi de bir tampon devlet olarak dünyanın merkezi bölgesinde kabül etmişlerdir . Sosyalist bir devletin Avrasya’yı ele geçirmesi  ve İslam dünyasının tam ortasında Türkiye gibi laik bir devletin kurulması da Atlantik güçlerinin Siyonizm ile ittifak etmelerine yaramış , Avrasya bölgesinde  önce Sovyetler Birliği ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra da , bir Yahudi devleti olarak İsrail iki bin yıl sonra üçüncü kez dünyanın tam ortasında kutsal topraklar olarak ilan edilen Filistin bölgesinde yeniden kurulmuştur . Rus Çarlığı ile beraber  Müslüman Osmanlı imparatorluğunun yıkılması da  İslam dünyasının tam göbeğinde bir Yahudi devletinin kurulmasına giden yolun açılmasında önemli katkılar sağlamıştır . Böyle bir devletin kurulmasına Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi karşı çıkarken , ikinci dünya savaşı sürecinde  bu engel bertaraf edilerek,  Siyonizmin merkezi olacak devlet kurulmuş  ve Osmanlı imparatorluğundan arta kalan  eski bir Müslüman ülke olarak, Türkiye bu devleti ilk tanıyan ülke olmuştur . Sovyetler Birliğinin kontrolü altına girmiş olan bütün Avrasya ülkeleri de  bir dinsizlik düzeni olan sosyalist rejimlerin çizmesi altında  din kavgasından uzak tutuldukları için,İslam dünyasının tam ortasında bir Yahudi devletinin kurulmasına karşı ciddi bir karşı koyma olmamıştır . Ne var ki , İsrail’in kurulması ile   gündeme gelen yeni dönemde  Araplar sonradan uyanınca ,Arap-İsrail savaşları  yarım yüzyılı aşkın bir süre devam etmiş ve daha sonraki aşamada da Siyonist rejimin terör planları doğrultusunda bölge devletlerinin parçalanmasına giden yol açılmaya çalışılmış  ama hem Hrıstıyan batı devletleri hem de Müslüman Avrasya devletlerinin bu duruma karşı çıkmasıyla birlikte ,bütün dünya kıyamet senaryolarına doğru yönlendirilmiştir . 
 Bugünkü gelinen aşamada Avrasya’nın emperyal gücü olarak Rusya sıcak denizlere inmiştir .Amerika Birleşik Devletleri kendi içinde büyük bir güç olan Siyonist lobileri önleyemediği için  , eskiden olduğu gibi Rusya’yı yardıma çağırmış ve ABD desteği ile Rusya Suriye’ye girerek , Hrıstıyanlığın kutsal topraklarının yer aldığı  bu ülkede Türkiye ve İran  ile beraber  bölgesel barışı sağlayabilmenin arayışı içinde olmuştur . Siyonizmin  İngiltere’yi de etkileyerek farklı bir çizgiye çekmesi üzerine Amerikan devleti bu kez Almanya ile de yakınlaşarak, bu batı devletinin  Türkiye üzerinden bölgede etkin olmasına çaba göstermiştir . İsrail öncülüğünde Siyonistlerin bütün dünya ülkelerinde yepyeni bir emperyal  hegemonya düzenine yönelmeleri üzerine  , Amerikan devleti  geçmişten gelen üstün konumunu korumaya öncelik vermiş  ve bu doğrultuda Rusya ile işbirliğini geliştirirken , eski ortağı olan  İngiltere’den uzaklaşarak Almanya ile yeni Siyonist plana Avrasya bölgesinde  karşı çıkmaya çaba göstermiştir . Rusya Suriye üzerinden bölge barışını sağlamaya çalışırken , Almanya’da Türkiye üzerinden   Avrasya barışının gerçekleştirilmesi üzerine devreye girmiştir . ABD , soğuk savaş yıllarında olduğu gibi hem Avrupa’nın eski emperyalistlerine hem de geleceğin patronu olmaya soyunan Siyonist İsrail’e karşı , Rusya ile paslaşmaya öncelik vermiş ve bu yüzden Amerika’da ciddi bir karışıklık başlamıştır . Siyonizmin adayı olan bayan aday her türlü medya desteğine rağmen ABD seçimlerini kazanamayınca ,bu kez  Amerikan devletini ayakta  tutmaya çalışan  Pentagon’un adayı olarak bir kavgacı işadamı başkanlığa getirilmiştir . ABD seçimlerini kaybeden Siyonist lobi bu sefer de seçimlere Rusya’nın karıştığını ve dışarıdan bir Rus müdahalesi olduğu için yeni adayın başkanlığa getirildiğini ileri sürmüş  ve bunun üzerine açılan soruşturmalar gelişmeleri daha da tırmandırmış ve ABD dünyayı yönetmeye çalışırken , kendi içinde büyük bir siyasal çatışma ve kaos ortamına sürüklenmiştir . 
 Amerikan devleti kendini kurtarmaya çalışırken , Siyonist lobiler ile çatışmak zorunda kalmış ama tam bu sırada, İngiltere  hem Avrupa Birliğinden ayrılarak hem de  İsrail yönlendirmesi altındaki ABD’den uzaklaşarak,  geçmişte kendisinin kurmuş olduğu dünya düzenini korumak üzere yola çıkmıştır . Yeryüzünde  İngiliz hegemonyasından Amerikan hegemonyasına doğru bir geçiş sağlanırken  bu dönüşümü Sovyetler Birliği’ni kuran  Siyonist lobiler gerçekleştirmiştir . Şimdi aynı lobiler üçüncü dünya savaşı sürecinde, dünya hegemonyasının ABD’nin elinden alınarak  Büyük İsrail  Devletine verilmesi için çalışmaktadırlar . Küçük nüfuslu devleti ile büyük bir ordu kuramayan Siyonist devlet terör örgütleri üzerinden savaşı tırmandırarak  sonuç almaya çalışmış ama İngiliz ve Amerikan devletlerinin karşı koyması üzerine bu planı eskiden olduğu gibi batı desteği ile uygulama alanına koyamamıştır . Birinci dünya savaşı sonrasında İngiltere’nin pabucu dama atılarak Birleşmiş Milletler üzerinden  sömürge  imparatorluğunu kontrol altına alarak,  ABD üzerinden  Siyonizmin  etkili bir biçimde hegemonyası kurulmaya çalışılmıştır . Dünya hegemonyası İngiltere’nin elinden alınarak ABD’ye verilmiş, şimdide ABD’den alınarak dünyanın ortasında kurulacak  Büyük İsrail’e verilmek istenmektedir . Amerikan devleti bu durumu gördüğü için kendisini  , Rus Çarlığı ile Osmanlı İmparatorluğunda olduğu gibi içeriden bir çöküşe yönlendirecek böylesine bir  plana karşı çıkarak ,  var gücü ile ayakta kalmaya ve üstünlüğünü korumaya yönelmiştir . ABD derin devletini temsil eden  Amerikan genel kurmayı olarak Pentagon , Siyonizme  karşı Almanya ve Rusya ile  paslaşmaya başlamıştır . ABD seçimlerinde  Rusya bu yüzden bugünkü seçilmiş başkanı ,Siyonizmin bayan adayına karşı desteklemiştir .Alman asıllı bir aileden gelen yeni başkan  Almanya ile de paslaşınca  , kendisine karşı çıkan  İngiltere ve İsrail’e karşı , Avrasya bölgesinde  eski Amerikan düşmanı olan Rusya ve Almanya paslaşması ile bölge barışını koruyarak  muhtemel bir kıyamet senaryosunu önlemeye  çaba göstermektedir . İşte uluslararası alanda ortaya çıkan bu yeni konjonktürde,  Rusya’nın ABD’nin yeni  partneri olarak sıcak deniz kıyılarına girdiği anlaşılmaktadır . 
 Temelinde Hrıstıyan-Yahudi kavgasının bulunduğu bir siyasal senaryo yüzünden  ,Amerikan devleti kendisi gibi bir Hrıstıyan devlet olarak  Rusya’yı kendisine yeni ortak olarak seçerken  , bölgedeki eski Nato üyesi olarak müttefiki Türkiye’yi karşısına almaktan çekinmemektedir . ABD kendisini çok uğraştıran  İsrail’in Türkiye’deki büyük gücünü bildiği için bu mücadelede Almanya’yı yanına almaya çalışmaktadır . Avrasya’nın dev ülkesi olarak Rusya  ABD’nin desteği ile  güney Avrasya’ya indiği zaman merkezi coğrafyada daha da etkinlik kazandığından , normal  koşullarda  Türkiye ve Türk dünyası yakınlaşması doğrultusunda gelişmekte olan  doğal Avrasyalaşma sürecinin önü kesilmektedir . Türkiye’nin daha etkin bir biçimde yer alacağı normal Avrasyalaşma süreci, Bakü ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya ve Ön Asya yakınlaşmasına yol açması gerekirken  , ABD’nin Türkiye’deki elçisinin  Afganistan’a gönderilmesiyle  Orta Doğu savaşının Orta Asya’ya doğru  taşınacağı gibi bir yeni olumsuz durum öne çıkmaktadır . Avrasya’nın bir bölgesinde başlamış olan sıcak çatışmaların diğer bölgelere de taşınmak istenmesi , kıyamet senaryolarının ön aşaması olarak Çin’i arkadan çevirecek bir Orta Asya  savaşını  öne çıkarmaktadır ,çünkü  ABD için en büyük tehdit Pasifik Okyanusu üzerinden Çin kaynaklı olarak gelebilecektir . Nitekim bu doğrultuda  hem güney Çin denizindeki adalar üzerinden çekişmeler tırmandırılmakta, hem de Çin destekli bir çılgın adam olarak kuzey Kore liderinin üçüncü dünya  savaşını hızlandıracak roket ve füze denemeleri birbiri ardı sıra Japonya gibi bölge ülkelerinin üzerine atılmaktadır . Bu durum Avrasya kıtası üzerinden bütün Asya ülkelerini bir büyük savaşa sürükleyecekmiş  gibi görünmektedir . 
 Dünya ana karasının tam ortasında yer alan Avrasya bölgesine yönelik hegemonya saldırı ve çatışmalarının bütün dünyayı istenmeyen bir büyük savaşa sürüklemesine yol açacak  sıcak çatışmaların önlenmesi doğrultusunda , emperyalist Rusya’nın, ABD desteği ile öne geçtiği  bir  emperyal  plan değil ama bölgedeki  üç yüz milyona yaklaşan Türk asıllı toplulukların önderi konumundaki  Türkiye’nin  merkezinde yer aldığı bir dayanışma  planına gereksinme bulunmaktadır . Terörü bütünüyle bölgeden silip atacak , her türlü savaş ihtimali  taşıyan sıcak çatışmalara son verecek  bir yeni Avrasya süreci ,tıpkı Avrupa Birliği gibi bölgesel bir dayanışma ittifakı yaratacak ve bunun üzerinden bir bölgesel  güvenlik örgütlenmesini öne çıkararak ,müstakbel bir Avrasya Birliğinin önünü açacak girişimlere acilen gerek vardır . Rusya’nın dışında bölgenin iki büyük ülkesi olarak Türkiye ve İran yakınlaşması ile başlatılacak yeni barış sürecinde ,Türkiye,İran,Irak,Suriye,Azerbaycan ve Gürcistan’ın katılacağı bir Merkezi Devletler  Birliği oluşumu , gelecekte Avrasya Birliği’ne giden yolu açacaktır .Azerbaycan’ın başkenti olan Bakü aynı zamanda Türkiye ile İran arasında bir köprü konumuna sahiptir .Yirminci  yüzyılın başlarında olduğu gibi toplanacak ikinci Bakü Kurultayı , Avrasya’nın geleceği için aynı zamanda bir barış kurultayı olacaktır . Avrasya’nın altı ülkesinin bir araya gelmesiyle oluşturulacak Avrupa  Birliği benzeri  Merkezi Devletler Birliği , gelecekteki Avrasya Birliğinin ilk  aşaması olarak  toplanacak Bakü kurultayı sonrasında kurulmalıdır .  Nato’nun yetersiz kaldığı bölge barışının oluşturulmasında  bölgesel güvenlik örgütü olarak yeni bir CENTO, bölge devletlerinin ordularının içinden seçilecek birlikler aracılığı ile kurulursa, o zaman emperyalizm ve Siyonizm ikilisinin  Avrasya’da her türlü dünya savaşı çıkartma senaryolarının önüne geçilebilir .Avrasya’nın geleceğinde eskisi gibi giderek emperyalistleşen bir Rusya değil  ama bölge ülkelerinin içinde yaşayan milyonlarca Türk asıllı toplulukları temsil eden bir  Türkiye Cumhuriyetine önemli derecede öncülük görevleri düşmektedir . ABD kendini kurtarırken , İngiltere kurmuş olduğu düzene sahip çıkarken ,İsrail bütün dünyaya egemen olabilmek için  her türlü  terör ve savaş senaryosunu devreye sokarken , Türkiye bütün bu gelişmelerin tam ortasında  kurucu önderin mirası olarak İran ile ortaklık ve Rusya ile de dostluk politikalarına öncelikle devam etmek zorundadır . 
 

 

Ekleyen:  Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Tarih:  18.10.2017
Yazdır:Yazdır
Eklenen Yorumlar 
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN Yazıları
ÇOK KUTUPLU DÜNYA Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.6.2019 Devamı
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ 30 YAŞINDAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.6.2019 Devamı
TÜRKİYE YÖNÜNÜ ARIYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.6.2019 Devamı
ÇEÇENİSTAN'DA RUS İŞGALİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.5.2019 Devamı
ÇANAKKALE ANTİ- EMPERYALİST BİR SAVAŞTIRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.5.2019 Devamı
Atatürkçü Düşünce Derneği 30 YaşındaProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 21.4.2019 Devamı
ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.2.2019 Devamı
TANRIYA ÇOK UZAK AMA ABD’YE ÇOK YAKIN Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 5.2.2019 Devamı
CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.1.2019 Devamı
SAVAŞLAR KADER DEĞİLDİRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.12.2018 Devamı
ORTA DOĞU BARIŞ KONFERANSIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 19.5.2018 Devamı
ÇİN VE YENİ İPEK YOLUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.4.2018 Devamı
AVRASYA'DA PAN-SİYONİZMProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.3.2018 Devamı
TÜRKİYE VE ARAP DEVLETLERİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 19.3.2018 Devamı
ABD ‘nin SÜPER GÜÇ STRATEJİSİ Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 15.3.2018 Devamı
TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL GÜVENLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.3.2018 Devamı
TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL GÜVENLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 26.2.2018 Devamı
MİLLİ OLAN YERLİ DEĞİLDİRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.2.2018 Devamı
DÜNYA ZENGİNLERE GÖRE YAPILANDIRILIYOR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 14.1.2018 Devamı
ROMA İMPARATORLUĞUNDAN KUDÜS İMPARATORLUĞUNA Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.12.2017 Devamı
ATATÜRK- ULUS DEVLET VE KAPİTOKRASİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 24.11.2017 Devamı
AVRASYA'da TÜEKİYE VE RUSYAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 21.10.2017 Devamı
YENİ LAVANT SÜRECİNDE KIBRIS Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.10.2017 Devamı
YENİ LAVANT SÜRECİNDE KIBRIS Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.9.2017 Devamı
KİSSİNGER ULUS DEVLETLERİ SAVUNUYOR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 17.7.2017 Devamı
KİSSİNGER ULUS DEVLETLERİ SAVUNUYOR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.7.2017 Devamı
TEK TÜRKİYE, ANCAK KEMALİZM İLE MÜMKÜNDÜR . Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 25.6.2017 Devamı
KATAR TÜRKİYE’YE NE KATAR? Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 13.6.2017 Devamı
ORTA KORİDOR ORTA DÜNYA’YA KARŞI Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 28.5.2017 Devamı
FRANSA’YI ROTHSCHİLD AİLESİ TESLİM ALDI Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.5.2017 Devamı
BREXİT’TEN TREXİT’E AVRUPA NEREYE?Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.5.2017 Devamı
TÜRKİYE KAOSA SÜRÜKLENİYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 22.4.2017 Devamı
SİYASAL BASKI ORTAMINDA BİLİM OLMAZ . Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 15.4.2017 Devamı
SURİYE BÖLÜNÜRSE, TÜRKİYE‘de BÖLÜNÜRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.4.2017 Devamı
İNGİLTERE YENİ DÜNYA DEVLETİ KURUYOR .Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 5.4.2017 Devamı
Sayfalar : 1  2  3  4  5  6  
Yazarlar
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

ÇOK KUTUPLU DÜNYA
Bekir COŞKUN

Kasket-yemeni-külah…
Yekta Güngör ÖZDEN

Siyasal Bilanço
Prof. Dr. Hikmet Y CELKAN

DEMOKRASİ ÜZERİNE - II
Hüseyin TOPRAK

KARAMSAR BİR BAYRAM YAZISI…
M. Yahya EFE

YÜREĞİ SEVGİ DOLU İNSANLAR...
Nurcan OFLUOĞLU ŞEN

Annem…
Orhan SELEN

Hayvanlar rehber olsun
Harika ÖREN

GERÇEK BABALARIN GÜNÜ
Belma Demir AKDAĞ

GÖRDÜM DUYDUM YAZDIM…
Sevgi Ünal

DEĞNEĞİN UÇLARI
Elveda TANIK

MANSUR YAVAŞ! SAKIN CEVAP VERME!...
Arzu KÖK

Ankara Numune Hastanesi
Münevver ÖZCAN

BABALIK SINAVINI GEÇENLERE SEVGİLERLE
Handan ÇÖLAŞAN

Anneler Gününüz kutlu olsun
Ahmet GÖKSAN

ÇÖZÜMÜN NEFRETİ
Ayten YAVAŞÇA

Kültür bir yaşam biçimidir
Aslı ASLANER

Dr. Doğan KUŞMAN

KALBİNİZDE SEVGİ VAR MI?
Nejat TAŞKIN

NE YAZSAM DİYE DÜŞÜNÜYORUM
Metin Mercimek

TÜRKİYE'NİN HER ŞEHRİNE "ÇOCUK KÜLTÜR MERKEZİ" AÇILMALI
Sevinç ŞİMŞEK

Kadın olmak!
Melek Adalet ÖNOL

"Sevince"
Oktay ZERRİN

Ramazan Mektubu
Fevziye ŞİMDİ

MERHABA
Mahmut SELÇUK

Ve kar yağar...

 

 

 
Her Hakkı Saklıdır. Efe'ce Haber Gazetesi © 2008 Tasarım : Linear Yazılım

Reklam