Babacan'dan kayıt dışı çalışan vurgusu
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, koronavirüs salgını nedeniyle açıklanan tedbir paketi ve alınabilecek önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.
      Devamı  
 
 
  Kilis’in Tarihi ve Kültürü Yeniden Canlanıyor
 Devamı    

 

 
 

Bakan Pakdemirli, Türkiye'de gıda sıkıntısı yok

 
 
Bakan Pakdemirli, Türkiye'de gıda arz güvenliğinde bir sıkıntı olmadığını belirterek, "Ülkemizde ilk Kovid-19 vakası görülmeden önce bazı adımlar attık. Bu sayede marketlerimizin stokları iyi ve rafları dolu durumda." ifadelerini kullandı.
  Devamı 

magazin
 
TÜRK POLİSİ ÇOK YAŞA...
 Devamı  
 
 
Nesrin Cavadzade
Son kez sokağa çıktı
  Devamı  

 

 
 
 
 
 
  AKPINAR Temmuz 2017 Sayısı
 
 
 AKPINAR Mart 2017 Sayısı
 
 
 
Bir insanlık dersi...
 
 

 Orhan SELEN

Devamı

  
Hava Durumu Bilgileri

 
Döviz Kurları
altın fiyatları

Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

 


 
Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  21999540
Bugün Ziyaretçi :  8151
Aktif Ziyaretçiler :  135

AKDENİZ'DE İTALYA VE TÜRKİYE
 
 Türkiye ve İtalya  hem birbirine çok yakın hem de çok uzak iki ülke olarak dünya haritasındaki konumlarını bugün de sürdürebilme çabası içinde olan iki ayrı devlettir . Dünyanın merkezi denizi olan Akdeniz kıyısı boyunca uzanıp giden bu iki  ülke ,  bir anlamda deniz komşusu konumuna sahip bulunmaktadır .İtalya , Avrupa kıtasının en güneyinde yer alan bir ülke olarak aynı zamanda  bir çizme görünümünde  ve dünyanın  merkezi denizinin  tam   ortalarında , Akdeniz’in  her yanına kadar uzanıp giden bir  jeopolitik konuma  başka hiçbir ülkenin sahip olmadığı bir biçimde sahiptir . Nüfus ve yüz ölçümü açısından orta büyüklükte bir devlet olan İtalya eski imparatorlukların merkezinde yer alacak bir konumda  harita üzerinde  yer almaktadır . İtalya  jeopolitik yeri  gereği hem bir Avrupa hem de bir Akdeniz ülkesi durumundadır . Avrupa kıtasının ortalarından Akdeniz’in ortalarına kadar uzanıp giden jeopolitik yapılanması ile iki ayrı kültür alanı içinde yer alan bu ülke, aynı zamanda dünya tarihininde tam ortasında yer  almıştır . Dünyanın hem merkezi denizinin hem de  Avrupa kıtasının  ortalarından güneye doğru uzandığı için ,İtalyan çizmesini tamamlayan iki büyük ada olarak Sicilya ve Sardinya’da bu ülkenin sınırları içinde yer almaktadır . Bir anlamda Akdeniz’in en güçlü ülkesi görünümündedir . 
 Avrupa kıtasının dağlık yapısı , güneye doğru uzanan İtalyan  yarım adasının da coğrafi yapısını da belirlemiştir . Uzun bir yarımada konumundaki bu ülkenin kuzeyinden güneyine doğru uzanan bir dağlık koridor  ,ülkenin orta bölgelerinde yerleşim alanlarını belirlemiştir . Harita üzerinde  güneye doğru kayan bu  ülkenin  kuzeyi ile güneyi arasında ciddi bir iklim ayrılığı bulunmaktadır . Kuzey koridoru dağlık yapısı ile  Alp dağlarının  devamı bir görünüm sergilerken , ülkenin diğer bölgeleri bütünüyle Akdeniz ikliminin etkisi altındadır . Bu durum hem yaşam biçimini hem de tarımsal üretim düzenini etkileyerek  iki ayrı  İtalya olgusunu öne çıkarmaktadır . Nüfus genişliği açısından Avrupa kıtasının üçüncü ülkesi olmasına rağmen , Avrupa ülkeleri arasında yaşanan rekabet durumu nedeniyle , İtalya’nın  nüfus büyüklüğü değişken olabilmektedir . Avrupa  Birliği sürecinde İtalya’nın para birliğine dahil olması üzerine, ülkede çok ciddi bir ekonomik durgunluk baş göstermiş ve bunun sonucunda  ülkenin orta tabakalarında  bir çöküş durumu yaşanmıştır .Ekonomik durgunluk giderek bunalıma dönüşürken , yoksul ve işsiz İtalyan’lar dış göçlere yönelerek, Kuzey  ve Güney Amerika kıtalarında   kendilerine  yerleşecek yeni ülkeler aramaya başlamışlardır .Keşiflerin başladığı on beşinci yüzyıldan sonra  başta Arjantin olmak üzere bir çok Amerikan ülkesine İtalyanlar düzenli olarak göç etmişler  ve bu yüzden de  ekonomik koşullarda geçimlerini sağlayamadıkları ana vatanlarından uzaklaşmak durumunda kalmışlardır . 
 Harita üzerinde  İtalya’ya genel olarak  bakıldığında  ülkenin  başlıca üç parçaya  bölündüğü görülmektedir . Bir tarafta dağlık alanlardan meydana gelen  Venedik kentinin ortasında yer aldığı zengin  kuzey İtalya  , öbür tarafta da  ise yoksulların  yaşadığı Napoli merkezli  güney İtalya birbirlerinden ayrı dünyalar gibi bir görünüm sergilemektedirler . Bu iki bölgenin tam ortasında yer alan başkent Roma’nın yer aldığı orta İtalya, merkezi  anlamda  kuzey ile güneyi birbirine bağlayan bir köprü alan olarak  merkezi alanda   devletin yapılanmasını sergilemektedir . Venedik merkezli kuzey bölgesinde yaşayan zengin İtalyanlar uzun süredir  güneydeki yoksul  İtalyanları beslemek istemediği için , Kuzey Ligi adı altında yeni bir siyasal  parti kurarak ,bugünün koşullarında  ayrı bir bölgeci ve
bölücü politikaya  yönelmişlerdir . Küreselleşme döneminin en önemli  özelliklerinden birisi olarak gündeme gelen zenginler ile yoksulların ayrı bölgelerde kendi devletlerini kurarak yaşama çabasının açık bir örneği bugünün İtalya’sında yaşanmaktadır . Tarihin her döneminde uluslararası alanda etkin rol oynayan Venedik kenti bugün de , ülkenin kuzeyinde  bölücülük yaparak  Kuzey ligi  adı altında  bir küçük bölge devleti arayışı içine girmiştir . Bu yüzden ciddi bir bölünme tehdidi altında varlığını sürdürmeye çalışan İtalya günümüzün siyasal gelişmelerinde eskisi gibi güçlü bir rol oynayan  dünya devleti olmaktan çıkarak , Akdeniz düzeyinde bir bölge devleti olarak varlığını sürdürme durumuna sürüklenmiştir . Roma İmparatorluğunun bugünkü mirasçısı  olarak ayakta kalmaya çalışmaktadır.
 Zamanında bir kent devleti olarak tarih sahnesine çıkmış olan Roma kenti ,daha sonraki aşamada bir ülke devletine dönüşmesi ve daha sonrada zamanla bütün Akdeniz bölgesini sınırları içerisinde kucaklayan bir  imparatorluğa dönüşmesiyle birlikte , bugünün İtalya’sında her farklı dönemden gelen siyasal birikimlerin birlikte etkin olduğu bir yeni döneme geçilmiştir . Zamanında Roma orduları bütün Akdeniz kıyısında yer alan ülkeleri  fethederken  , İtalyan ulus devletinin orduları komşu konumundaki Balkan yarımadasından öteye gidememiştir . Ulus devletin gücü imparatorluklar düzeyine gelemediği için  Roma imparatorluğu döneminde gerçekleşen Akdeniz’i bir Roma gölüne çevirebilme başarısını İtalyan ulus devleti  sınırlı gücü nedeniyle başaramamıştır .Zamanında  bir kent devletinden  büyük bir imparatorluk ortaya çıkarabilen  Romalılar , daha sonraki çöküş dönemi sonrasında gene eskisi gibi kent devletleri yapılanması içinde yaşamlarını sürdürerek Akdeniz ticareti içindeki yerlerini koruyabilmişlerdir . Roma imparatorluğunun yıkılmasından sonra Venedik, Cenova ,  Milano ,Floransa  ve Napoli gibi kent devletleri tarih sahnesinde yerlerini  alarak, bu yarım ada ülkesinin devamlılığının korunmasında önemli katkılar sağlamışlardır  . İmparatorluğun yıkılmasından sonra da kent devletleri üzerinden  yarımadanın jeopolitik  merkezi konumu devam etmiş ve daha sonraki dönemlerde  bölgedeki yeni oluşumların gerçekleşmesinde  yönlendirici  olmuştur . 
 Tarihin her döneminde Avrupa kıtası ile birlikte yer alan  Akdeniz’ in çizmesi  Avrupa kıtasının yönlenmesinde etkin olduğu gibi , Akdeniz bölgesindeki yeni oluşumların biçimlenmesinde de  önde gelen etkilere sahip olmuştur . Özellikle Milat sonrasında ortaya çıkan Hırıstıyanlık dininin  batı  bölgesinde hızla yaygınlık kazanmasında İtalya ülke olarak merkezi bir konuma sahip olunca , Roma kentinin tam ortasında  dünya Hırıstıyanlığı’nın merkezi olarak Vatikan  devleti kurulmuş ve bu güne kadar varlığını sürdürerek yeryüzünün yönlendirilmesinde ana  dini merkez olarak etkili olmuştur . Roma devletinin son dönemlerinde  Vatikan Hırıstıyanlığın  devleti olarak öne çıkarak  tarihsel sürecin tamamlanmasında  önde gelen bir rol oynamıştır .Vatikan bugün de Hırıstıyan uygarlığının merkezi olarak görev yapmakta ve konumu ile de bütün Hırıstıyan dünyasının yönlendirilmesinde  önde gelen bir etki yaratmaktadır . Vatikan aracılığı bir din merkezi  konumuna sahip olan İtalya , aynı zamanda  on beşinci yüzyılda gerçekleştirilen Rönesans akımının da  ortaya çıktığı  ana merkez  olmuştur . Din merkezi olduğu kadar  Rönesans oluşumu sürecinde de bilimin ve sanatın merkezi haline getirilen İtalya ,bu kez de Avrupa kıtasının bilimsel ve kültürel yönlenmesinde  başlıca rolleri oynamıştır . Din ve bilim gibi iki ayrı  ve karşıt oluşumların gündeme gelmesinde  aynı İtalya bölgesi  öncü olabilmiştir . Roma devletinin  kurulması süreci içinde Akdeniz’de  güç merkezi olarak öne çıkan İtalya ,daha sonraki dönemde de  yeniden doğuş anlamında  Rönesans oluşumunun bütün Avrupa’ya yayılması sırasında da , bilim ve kültürün merkezi olarak tarihte belirleyici bir role sahip olmuştur . 
 Roma imparatorluğu döneminde bütün Akdeniz bölgesini kucaklayarak bir iç deniz haline getiren  İtalyan gücü zayıflamaya başlayınca ,imparatorluk dağılma noktasına gelmiş ve bunun yerini çizme  üzerinde yer alan İtalyan şehirlerinin oluşturduğu kent devletleri almıştır . Roma sonrası
dönemde hiçbir kent devleti eskisi gibi bir imparatorluk hegemonyası kuramadığı için  Ortaçağ  yıllarında  çizme yarımadası  uzun süren bir parçalanmışlık aşamasına maruz kalmıştır . Roma’nın çöküşü sonrasında bir süre devam eden Bizans imparatorluğu , dağılma noktasına gelince bu sefer kıta Avrupa’sında yeni devletler görünmeye başlamıştır . Kent devletlerinin yanı sıra bölge devleti yapılanması da aynı zaman diliminde İtalyan yarımadasında birlikte yer almıştır . Ülkenin parçalanarak bölünmesi üzerine Fransa  ,İspanya ve Avusturya gibi  Avrupalı krallıkların güneye inerek bu yarımadayı ele geçirmek üzere çatışmaya yöneldikleri görülmüştür .Komşu krallıkların İtalya’yı ele geçirmek üzere yarımadaya saldırıları birbiri ardı sıra devam ederken ,yarımada üzerinde yaşayan topluluklar  gelecekte yeniden birleşerek emperyal saldırılara karşı  bir arada yaşayabilmenin  arayışı içinde olmuşlardır . Kuzeyden gelen saldırı ve işgallere karşı bir araya gelmek zamanla  İtalyan ulus devletine giden yolu açmıştır .  Fransız devrimi ile birlikte Avrupa kıtası  ulus devletler çağına girmesiyle birlikte , İtalyan yarımadası üzerinde kurulu bulunan küçük devletçiklerin ortak bir çatı altında birleştirileceği İtalyan ulus devleti oluşumu kendiliğinden gündeme gelmiştir . Fransa’da ulus devleti kuran Jakoben hareketinin destekleri ile İtalya’da  yeraltı madenciliği üzerine çalışmalar yapan  Karbonari örgütü  çizme üzerinde bir ulus devlete giden yolu açmıştır . Bugünkü çağdaş İtalya devleti böylece bir halk örgütlenmesinin sonucunda  ulusallaşarak  dünya haritasındaki yerini almıştır . 
  Yirminci yüzyılın ilk yarısında gündeme gelen  dünya savaşları sırasında İtalyan devleti  uluslararası konjonktürün gelmiş olduğu yeni aşamada son derece aktif bir konuma sürüklenmiştir . Birinci dünya savaşında merkezi ve çevre devletlerin  çatışması sürecinde  İtalya’da  çok aktif bir biçimde savaşta yer alarak kendi konumunu korumaya çaba göstermiştir . Savaş sonrasında  diğer Avrupa ülkeleri gibi büyük bir ekonomik çıkmaza sürüklenen İtalya’da  , sermaye yapılanması kendisini koruyabilmek üzere dünya tarihinin ilk açık faşist hareketinin bu ülkede ortaya çıkmasına  giden yolu açmıştır . Yıllarca cephe savaşlarında en ön planda savaşmak zorunda kalan İtalyanlar , savaş sonrası büyük bir ekonomik kriz ile karşılaşınca , bu kez  ülkede devleti ve toplumu hizaya getirecek bir faşist hareketin kaçınılmazlığını yaşamışlardır . Bütün faşist hareketler gibi var olabilmek ve geleceği güvence altına alabilmek üzere  otoriter bir rejime kayan İtalyan faşizmi , birinci dünya savaşında kaybettiklerini kazanabilmek ve çevre ülkeleri işgal ederek ekonomik çıkmazını aşabilmek amacıyla Akdeniz kıyısındaki  komşularına saldırıya geçmiş ve böylece ikinci dünya savaşına giden yol açılmıştır . Daha sonraki aşamada Almanya’nın da savaşa girerek bütün Avrupa kıtasını hedef alması üzerine İtalyan ve Alman devletleri bir araya gelerek  bir büyük faşist cephe oluşumu doğrultusunda  işbirliği yaparak  bütün Avrupa kıtasını ele geçirmeye yönelmişlerdir . 
 Hitler  Nazizmi ile bir araya gelen Mussolini  Faşizmi  bütün Avrupa kıtasını savaş meydanına çevirirken , aynı zamanda Akdeniz’i de benzeri bir biçimde savaş saldırganlığının yayılma alanı olarak yapısal bir dönüşüme doğru zorluyordu . Ana hedefi Birinci Dünya savaşı sonrasında kurulamayan  İsrail’in kurulması olarak öne çıkan İkinci dünya savaşı sırasında, İtalya dünya çapında  başlıca aktör olarak rol oynayan bir yeni konuma  geliyordu .Savaş sırasında bölgesinde yayılan İtalya , savaşın kaybedilmesiyle birlikte ordularını yayılma bölgelerinden  geri  çekmek zorunda kalarak komşularının işgaline son veriyordu . Savaş sonrasında gene eskisi gibi çizme yarımadasına hapsedilen İtalya , artık eskisi gibi Roma imparatorluğu benzeri bir bölgesel genişlemeden vazgeçerek , kendi ulusal sınırları içerisinde varlığını koruyabilmek  gibi, bir yeni  ulus devlet politikasına doğru kendiliğinden bir yönelme aşamasına geliyordu . İkinci dünya savaşının İtalya açısından yenilgi ile sonuçlanması üzerine İtalyan cumhuriyetinin Akdeniz bölgesindeki bütün emperyal isteklerinden vazgeçmesi gibi yeni bir  sınırlayıcı  durum öne çıkıyordu . Roma imparatorluğu  ve İtalyan kent devletleri dönemlerinde Akdeniz üzerinde her türlü emperyal siyaseti uygulama şansı bulan İtalyanlar , faşizmin yenilgisi
üzerine bu gibi eski  isteklerinden vazgeçmek zorunda kalıyorlardı . Bu nedenle yirminci yüzyılın ikinci yarısı İtalya için yarımadaya çekilme gibi bir izolasyon dönemi olarak öne çıkıyordu . 
 Avrupa kıtasından ve Akdeniz bölgesinden geri çekilerek sınırları içerisine yönelen İtalya  ,soğuk savaşın son dönemlerinde  faşist hareketin  yarattığı yıkım ve eziklikler üzerinde yükselen bir komünist hareket ile de karşı karşıya kalmıştır . İtalya’da önde gelen liderlerin yol göstericiliğinde ilerleyen İtalyan komünizmi, hızla demokratik bir çizgide  önemli gelişmeler göstererek ,kısa zaman içerisinde İtalya’nın en büyük siyasal partisi konumuna gelmişti. İtalyanlar faşizmin baskısından çok çektikleri için, komünistler ve diğer sosyalist hareketler bu Avrupa ülkesinde demokrasinin yerleşmesi ve  ülkede  her türlü otoriter rejimin dışlanması doğrultusunda inançlı bir biçimde işbirliği ile hareket etmişlerdir . Böylesine bir ortam içerisinde ülkenin en eski partisi olan Hrıstıyan Demokratlar ile İtalyan Komünist partisinin koalisyon kurması gündeme gelmiştir . Tarihsel uzlaşma olarak gündeme gelen Komünistler ile Hrıstıyan demokratların işbirliği yaparak ve koalisyon hükümeti  oluşturarak iktidara gelmeleri, bütün Avrupa ülkelerinde hararetle tartışılmış ve batı bloku ülkelerde koministlerin  demokratik seçimler aracılığı ile kendi ülkelerinde  iktidara gelmelerine karşı çıkılınca , Amerikan emperyalizmi  kendi kontrolü altındaki kızıl tugaylar  örgütüne  Hrıstıyan Demokrat partinin liderini kaçırtarak öldürtmüştür . Böylece iki bloklu dünyada  komünistler ile Hrıstıyan demokratların  el birliği yaparak seçimler aracılığı ile iktidar olmalarına izin verilmemiştir . Avrupa’nın en çok yoksul nüfusu barındıran bu ülkesinde ezilen halk kitlelerinin sendikaların aracılığı ile  oluşturdukları sol  partiler aracılığı ile batı tipi demokrasi içinde yer almaları önlenmiştir . İtalya’da yaşanan bu karşı karşıya gelme aşamasından sonra , Avrupa ülkelerinde komünizm ve sosyalizmin gelişmesinin önüne geçilerek , sermayenin küreselleşmesi sürecinde,  demokrasilerin de sol ayağı kesilerek sağ kanada yaslanan tek ayaklı batı tipi demokrasi  dünya ülkelerine  kabül ettirilmeye çalışılmıştır . 
 İtalyan Komünist partisinin iktidara gelmesi  koalisyon  ortağı  konumundaki  siyasi liderin öldürülmesine neden olunca , uygarlığın beşiği olduğu söylenen İtalya’da  gerçek anlamda demokrasi ortadan kaldırılmıştır . İkinci dünya savaşı sırasında İtalya’ya bağlı bulunan Sicilya adası üzerinden Avrupa kıtasına giren Amerikan ,  bu adada merkez kuran İtalyan Mafyası ile de işbirliği oluşturarak ,Almanya,Fransa ve İngiltere gibi güçlü emperyalist  Avrupa ulus devletlerine karşı  İtalya’yı kendine çekerek bu ülkenin sahip olduğu merkezi konumu hem Avrupa hem de Akdeniz’in  değişik  alanlarında  kullanmaya çalışmıştır . Bu nedenle ABD ‘nin Avrupa kıtasında yerleştiği ilk ülke İtalya olmuştur . Amerikan ordularının resmen Avrupa kıtasını çıktığı  Normandiya kıyılarına giden yolu ABD öncelikle  Sicilya üzerinden açmış , Amerikan gizli servisleri İtalyan  mafyası ile ortaklık kurarak  Avrupa ve Amerika arasındaki ticaret ilişkilerinin devlet kontrolunda  yürütülmesi konusunda  işbirliğine giden yol açılmıştır . Yirminci yüzyılın başlarında  dünya egemenliği için denizlere açılan Amerikan emperyalizmi , Avrupa emperyalizmini temsil eden  İngiltere,Fransa ve Almanya karşısından İtalya’yı  kendi yanına   çekerek bu yarım ada ülkesini Avrupa kıtasında bir ana  ticari ve askeri  üs olarak kullanmak  isteğini ortaya koymuştur . ABD yüzyılın başlarında İtalya’ya yerleştikten sonra  Avrupa kıtasındaki gücünü artırmış ve daha sonraki aşamada da Nato isimli bir  askeri örgüt kurarak ,  Avrupa kıtasının batısında yer alan bütün ülkeleri bu örgütün çatısı altında kendisine bağlamıştır . İtalyan mafyası ile Akdeniz üzerinden geçen ipek yolunu kontrola önem veren ABD,  aynı zamanda  bu ülkenin limanlarından yararlanarak  Avrupa ülkeleri ile ticari ilişkilerini geliştirmiştir . Avrupa’nın üç büyüklerine karşı çıkan  Amerika dördüncü büyük ülkeyi kendisine doğal partner seçerek bu ülkeye yerleşme  yoluna gitmiştir . Bugünün koşullarında ABD ve Nato’nun  en büyük ve önemli askeri tesislerinin  İtalya toprakları üzerinde  kurulmasının sebebi , bu ülkenin  Avrupa’nın üç büyükleri gibi  benzer bir  emperyalist düzene sahip olmamasıdır . ABD bu ülkeye yerleşirken hem Avrupa kıtasında
hem de Akdeniz   bölgelerinde daha rahat güvenlik yapılanmaları gerçekleştirebilmiştir .ABD bu ülkeye yerleşerek aynı zamanda Vatikan üzerinden Hrıstıyan dünyasını yönetme şansını elde etmiştir . 
 İtalyan devleti hiçbir zaman Roma döneminde olduğu gibi emperyalist bir düzen kuramamıştır . İtalyanlar , Avrupalı  rakipleri gibi üç büyüklerin yolundan giderek bazı sömürgeler elde etmek ve buralar üzerinden bir emperyalist  bir düzen kurmak istemesine rağmen ,bu doğrultuda Birinci Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı İmparatorluğunun eyaletlerinden birisi olan  Libya’ya  İtalyanlar asker çıkartmışlardır . Libya’yı karşı kıyı devleti olduğu için öncelikle ele geçiren İtalya , daha sonraki aşamada bu ülkenin topraklarından geçerek Afrika kıtasının içlerine doğru girmeye kalkışmıştır . Libya sonrasında  Habeşistan ve Somali ülkelerine de giren  İtalyan askerleri  Kuzey Afrika bölgesinde  Akdeniz’den  Hint okyanusuna doğru gelişen bir İtalyan egemenlik alanı yaratmayı hedeflemişlerdir . Ne var ki , iki dünya savaşını da kaybeden  bir ülke olarak  İtalya daha sonraları Afrika ülkelerinden geri çekilmek zorunda kalmış  ve çok heveslendiği  sömürge devletleri üzerinden emperyal  bir egemenlik düzeni kuramamıştır . İngiltere ve Fransa gibi geçmişten gelen sömürgeci bir geleneği bulunmayan İtalya, ele geçirdiği birkaç devleti tecrübesizliği yüzünden  elinde  tutamamıştır . Eski dönemlerden gelen bir yayılmacı siyaseti istikrarlı bir biçimde uygulayamadığı için , İtalyan devleti sonraki aşamalarda gene kendi ülkesine dönerek ulus devlet sınırları içinde hareket etmek zorunda kalmıştır .Sicilya adasının yanı sıra kendisine çok yakın bir mesafede yer alan  Sardunya gibi büyük bir adayı da kendine bağlama başarısını elde eden İtalya ,bugüne gelinceye kadar savaş sonrası elde etmiş olduğu bu konumunu koruyabilmiştir . 
 Yirminci yüzyılın ikinci yarısında İkinci dünya savaşının bir sonucu olarak  İtalya bir Nato ülkesi olarak hareket etmiştir . Dünya savaşları sonrasında  ,sosyalist bloka karşı bir kapitalist blok oluşturulurken  İtalya batı sistemi içine dahil olmuştur . Bu nedenle , batı sisteminin sürekli baskıları ve yönlendirmeleri yüzünden İtalyanlar kendi demokrasilerini özgürce oluşturamamışlardır .İtalya’da bir komünist partinin serbest seçimler yolu ile iktidara gelmesi gene batı sisteminin baskıları ile önlenirken ,İtalya  karşı kıyıdaki Afrika ülkeleri ile birlikte sosyalist sistem içinde yer alan doğu ülkeleri ile de ilişkilerini geliştirerek dünyaya açık bir devlet konumu ile hareket etmeye dikkat etmiştir . Orta Doğu’dan gelen ipek yolu Akdeniz üzerinden geçerken İtalya gene öne çıkmakta , merkezi deniz üzerindeki ticaretin içinde etkin bir konuma sahip olabilmektedir . ABD ve Nato ile geliştirilen güvenlik ilişkilerinin yanı sıra ticari hareketlerin de  çözüme bağlanmasında, İtalyan devletinin   önde gelen katkılarının bulunduğu görülmektedir . İtalya günümüzde geçmişten gelen  siyasal  birikimi  çerçevesinde hareket etmeye öncelik verirken , çevresinde yer alan komşu devletler ile yeni  geliştirilen durumların da   ister istemez  içinde olmaya doğru sürüklenmektedir . İtalyan devleti  sahip olduğu jeopolitiğin etkisiyle   yönlenirken , Nato  ya da Avrupa Birliği gibi uluslararası birlikteliklerin de sağladığı  çeşitli  ilişkiler ağının  da  içinde  yer alarak hareket edebilmektedir . Bu doğrultuda Türkiye bir  Nato üyesi ve Avrupa Birliği adayı olarak İtalya ile değişik durumlarda ya karşı karşıya ya da yan yana gelebilmektedir . Türkiye ve İtalya iki orta boy devlet olarak  daha büyük güçlerin yönlendirdiği batı dünyası çerçevesinde hareket etmek zorunda kalınca ,Akdeniz’den gelen  deniz komşuluğu konumu önem kazanmaktadır . İki ülkenin deniz komşusu olması yüzünden  Roma İmparatorluğu  Anadolu’ya gelerek bugün Türkiye’nin olan Anadolu topraklarını  sınırları içine aldığı gibi , Bizans’ı yıkarak İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet’de Roma’yı almak üzere İtalyan yarımadasına Ossmanlı ordusunu çıkarmıştır . Tarihsel dönemlerde büyük imparatorlukların sınırları içerisinde bir araya gelen iki ülke bugün de Akdeniz komşuluğunu korumakta ve bu merkezi deniz üzerindeki yeni gelişmelere ister istemez taraf olarak işbirliği yapmak zorunda kalmaktadırlar .
 Orta Doğu üzerinden öne çıkan yeni uluslararası konjonktürün enerji kaynaklarının bulunduğu bölgeler açısından  Akdeniz’e kayması üzerine, bir Orta Doğu ve Akdeniz ülkesi olarak Türk devletinin  Libya’ya asker çıkarmak zorunda kaldığı  bu aşamada  ,Osmanlı devletinin son döneminde gündeme gelen İtalyan işgali ve buna karşı Osmanlı ordusunun vatan savunması yapması  akla gelmektedir . Modern Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderi Atatürk’ün Libya’nın İtalyanlar tarafından işgali  üzerine, bu ülkeye gelerek ilk Kuvayı Milliye mücadelesinin yapıldığını bugünün gerçekleri içinde yeniden anımsamak  gerekmektedir . O dönemde  Libya toprakları  vatanın bir parçası olduğu için  Türkler İtalyan işgaline karşı direnerek savaşmışlardır . Aradan bir asırlık zaman dilimi geçtikten sonra Akdeniz’ kıyılarındaki enerji mücadelesinde Türkiye ve İtalya bu kez birbirine daha yakın iki ülke  konumuna gelmektedirler. Akdeniz üzerinden , hem İtalya hem de Türkiye Libya ile komşu olduğu için , Libya üzerindeki çekişmelerde her iki ülkenin zaman zaman bir araya geldikleri görülmüş ve bu doğrultuda yeni  bir işbirliği stratejisi  Türkiye ve İtalya açısından öne çıkmıştır . Bölge dışı devletler on bin ya da beş bin kilometrelik mesafelerden gelerek   Libya’ya müdahale etmeye kalkışırlarken  , Libya’nın deniz komşusu iki ülke olarak , Türkiye ve İtalya’nın bölge güvenliğinin sürdürülmesi açısından işbirliği yapmaları gerekmektedir . Ancak böylesine bir işbirliği bölge devletleri arasında bir güvenlik şemsiyesi oluşturulmasına  yardımcı olarak , savaş isteyen büyük devletlerin önünü kesebilecektir . İşin içine Nato’nun karıştırılması , ABD öncülüğünde İngiltere ,Fransa ve İsrail’in  çıkarlarına öncelik kazandıracağı için , Türkiye’nin  bu aşamada İtalya ile yakınlaşarak  Akdeniz kıyısındaki komşu  devletleri n çıkarları doğrultusunda bir güvenlik  yapılanmasına yönelmesi  barışın sağlanması açısından  öncelikli ve kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkmaktadır . 
 Avrupa Birliğinin Akdeniz’deki üyesi olan devletler teker teker iflas ederken , İtalya’da  Yunanistan sonrasında iflas etme aşamasına gelmiştir . Euro sistemi içindeki para birliğinden çok zarar gören İtalya  her an yeniden ulusal para sistemi olan Liret’e dönmek için hazırlanırken  , Akdeniz’in çeşitli bölgelerindeki enerji yatakları  üzerinde ekonomik kriz içindeki   İtalya’nın  da gözü olduğu  ortaya çıkmıştır . ABD, İngiltere, Fransa ,İsrail  ve Almanya gibi batılı emperyalist devletlerin çıkarcı emperyalist saldırıları  bölgeye her zaman daha fazla  baskı uyguladığı için ,batı da oluşturulan Türkiye karşıtı cepheden ayrılan İtalya’yı  , Avrupa  Birliğinin ikinci plana itmesi yüzünden , Akdeniz ve Libya üzerinde denizden gelen  komşuluk haklarını  İtalya’nın Türkiye gibi  çağdaş bir  bölge ülkesiyle işbirliği yaparak  kullanmaya yönelmesi , bölge üzerinde tırmandırılan bir doğu-batı karşıtlığını da önleyecektir . Batının önde gelen ülkelerinin Türkiye karşıtı bir çizgide bir araya gelmesi üzerine Türkiye’de Avrupa Birliğinin ikinci plana atarak  ekonomik iflasa sürüklediği  İtalya , batının dışlanmış ülkesi olarak Türkiye ile işbirliğini rahatlıkla yapabilecektir . Nitekim bu doğrultuda  İtalyan başbakanı  son zamanlarda Türkiye’yi ziyaret ederek iki dışlanmış ülkenin arasında geliştirilecek işbirliği olanaklarını görüşmüştür . Doğu Akdeniz’de İsrail’in öncülüğünde geliştirilen Arap devletleri dayanışması için yapılan Kahire toplantısına katılmayan  İtalya başbakanının  Türkiye’yi ziyareti  , Akdeniz sürecinde yeni bir sayfanın açılmasını da gündeme getirmiştir . ABD ve İsrail öncülüğündeki Arap devletleri işbirliğine bir Avrupa ülkesi olarak İtalya karşı çıkmıştır, Akdeniz’deki  yeni yapılanmada  Amerikan emperyalizmi ve Arap devletleri  ile işbirliği yerine, Akdeniz kıyısında yer alan komşu devletler arasında oluşturulacak yeni bir  dayanışma aracılığı ile ,  bölgede savaşa doğru tırmandırılmak istenen gerginliklerin daha kolay bir biçimde azaltılabileceğini, İtalya son girişimleri ile ortaya koymuştur . İtalya Türkiye ile görüşürken , batıdan gelebilecek  her türlü dış müdahalenin bölge devletleri arasında oluşturulacak yeni bir güvenlik dayanışması ile önlenebileceğini  kamuoyuna yansıtmıştır . Kıyıdaş ülkeler işbirliğinde  Akdeniz komşusu iki ülke olarak Türkiye ve İtalya öncülük misyonu üstlenirlerse savaş senaryolarının önünün  kolayca kesilebileceği   anlaşılmaktadır . 
 Yüz yıl önce  Libya’da karşı karşıya gelmiş olan İtalya ile Türkiye’nin bugün ortak çıkarlar doğrultusunda bir araya gelmeleri  değişen dünya koşulları nedeniyle  gündeme gelmiştir . Dün  vatan topraklarının korunması için Atatürk’ün öncülüğünde  Türk askerleri Libya’da bir direniş savaşı  verirken , bu gün  batının önde gelen emperyalist güçlerine karşı  Akdeniz üzerinden komşuları olan Libya’nın korunması ve savunması için işbirliğine gitmeleri  gereği ortaya çıkmıştır . Yüz yıl önce Türkiye’nin savunması Libya’dan başladığı gibi bugün de benzeri bir durum ortaya çıkmış ve Türkiye  bölge ve kendi güvenliği için gene eskisi gibi Libya’ya asker göndermek zorunda bırakılmıştır . Akdeniz üzerinde yeni ortaya çıkan enerji kaynakları doğrultusunda  emperyal ülkeler ortak bir saldırıya geçerken ,barış için bölge devletleri arasında bir komşuluk dayanışmasının  acilen oluşturulması gerekmektedir . Jeopolitik gerçeklerin   dün karşı karşıya olan iki ülkeyi  bugün yan yana getirmesi üzerinde durulması gereken yeni bir durum yaratmıştır . İngiltere’nin ayrılmasıyla  dağılma sürecine giren Avrupa Birliği artık gevşek bir birlik görünümü  kazandığı için , iflas eden güneydeki üyelerinin ekonomik anlamda geleceği için bir şeyler yapamaz hale düşmüştür . Fransa ve Yunanistan gibi iki güney Avrupa ülkesinin ekonomik çıkmazdan kurtulmak için küresel sermaye kuruluşlarına başvurması gibi bir durum , Avrupa Birliğinin üyesi olan ülkelerin gelecekleri açısından çözüm üretemediklerini ortaya koymaktadır . Berlin konferansında bir araya gelen Avrupa  devletlerinin önünde Avrupa Birliğinin Libya için de  çözüm üretememesi  İtalya’yı Avrupa Birliği dışında çözüm aramaya yönlendirmiştir . Bunun üzerine İtalya Akdeniz kıyısındaki  komşuları ile görüşmeye başlarken,doğru bir çizgide Türkiye’ye öncelik veren bir yaklaşım içine girmiştir . 
 Türkiye ve İtalya bir araya geldiği zaman  Akdeniz bölgesinde her türlü savaş girişimlerinin önlenmesi  ve bölge barışının korunabilmesi için de Libya’nın toprak bütünlüğünün korunması  gerektiği konularında  ilke kararına varmışlardır . Savaş lobilerine bölge devletlerinin alet olmaması  ve Libya’da bir iç savaşın önlenerek barış sürecinin devamlılığının sağlanması gibi konularda ,Türkiye ve İtalya bölge devletleri olarak ağırlıklarını koymak doğrultusunda olduklarını birbirlerine  aktarmışlardır . Türkiye Cumhuriyetinin son dönemde yeni bir açılımı gündeme getirerek deniz ülkeleri üzerinden Libya ile komşuluk statüsünü ortaya koymasından sonra , benzer bir statüye İtalya’nın da sahip olması nedeniyle , iki büyük ülkenin komşuluk haklarını kullanarak  batıdan dayatılan emperyal çözümlere karşı ,bölgeden kaynaklanacak bir komşuluk insiyatifine dayanan  yeni  çözüm önerilerinin  öne geçebileceği  görülmüştür . Türkiye ve İtalya’nın ortak hareketleriyle gündeme getirilecek bir kıyıdaş ya da komşu ülkeler ittifakı  , dünyanın merkezi bölgelerinde tırmanmakta olan Avrupa Birliği ile , Arap ülkeleri arasında  bir doğu-batı savaşı senaryolarına da son verecektir . Batı dünyasının içinden gelen Hrıstıyan İtalya ile , Orta Doğu bölgesinde öne çıkan bir Müslüman Türkiye işbirliği , dünya egemenliği için bir üçüncü dünya savaşı çıkartmak isteyen  emperyalist ve Siyonist  merkezlerin plan ve projelerini de bozacaktır . Türkiye Cumhuriyeti  bugünkü Libya yönetimi ile bir araya gelerek ve  ülkenin birliğinin korunması doğrultusunda bölge barışının öncelikle sağlanması konusunda anlaşmaya varmışlardır . İlk adım olarak Libya ile imzalanan mutabakat metni benzeri bir  ikinci mutabakat antlaşmasının,bu kez İtalya ile  imzalanması  acilen barışın  bölgeye getirilmesi açısından  zorunlu görünmektedir . İtalya karşı kıyısında yer alan Libya devletinin ülkesinde çıkacak bir iç savaşın yaratacağı tehditler doğrultusunda , Türkiye ile ortak hareket ederek  üç deniz komşusu ülke olarak  Akdeniz’in ortasında bir araya gelerek yeni bir barış antlaşmasına gitmeleri dünya barışı açısından  gereklidir . Yıllardır Orta Doğu ülkelerinde batılı emperyalist devletlerin terör örgütleri ile işbirliği yaparak geliştirdikleri vekalet savaşlarının bu kez  Irak ve Suriye sonrasında Libya’da ortaya çıkmasını , Türkiye ve İtalya elbirliği ile önlemelidirler .
 

 

Ekleyen:  Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Tarih:  9.2.2020
Yazdır:Yazdır
Eklenen Yorumlar 
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN Yazıları
YENİ CUMHURİYET PROGRAMI Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 6.4.2020 Devamı
YENİ BİR DÜNYA KURULUR, TÜRJİYE DE YERİNİ ALIRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 31.3.2020 Devamı
DEMOKRASİ GÖRÜNÜMÜNDE CUMHURİYET KARŞITLIĞIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 18.3.2020 Devamı
RUSYA SICAK DENİZLERE İNİYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.3.2020 Devamı
HARP TEKNOLOJİSİ İLE SUNİ DEPREMProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.2.2020 Devamı
İYONYA DEVLETİ KURULAMAZ Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 22.1.2020 Devamı
TRAKYA CUMHURİYETİ KURULAMAZ Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 17.1.2020 Devamı
İSTANBUL TRAKYA’YI YUTAMAZProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.1.2020 Devamı
TÜRKLERE YAPILAN SOYKIRIMLARProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.12.2019 Devamı
CUMHURİYETÇİLİKProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.11.2019 Devamı
RUSYA'NIN ORTADOĞU PROJESİ (ROP)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 31.10.2019 Devamı
RUSYA'NIN ORTADOĞU PROJESİ (ROP)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.10.2019 Devamı
HALKÇILIK HALKLARCILIKLA HAKLANAMAZProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.9.2019 Devamı
MARKS YANILDI AMA ATATÜRK HAKLI ÇIKTIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 3.9.2019 Devamı
MİLLİYETÇİ - ULUSALCI İTTİFAKI (ULU-MİL)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.8.2019 Devamı
ERGENEKON'DAN ESTERGON'AProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 15.8.2019 Devamı
ERGENEKON'DAN ESTERGON'AProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.8.2019 Devamı
KIBRIS İÇİN HATAY MODELİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.8.2019 Devamı
"ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ"Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.8.2019 Devamı
ANKARA SANAT KURURMUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.7.2019 Devamı
GÜÇLÜ TÜRKİYE-GÜÇLÜ ORDU Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.7.2019 Devamı
ÇOK KUTUPLU DÜNYA Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.6.2019 Devamı
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ 30 YAŞINDAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.6.2019 Devamı
TÜRKİYE YÖNÜNÜ ARIYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.6.2019 Devamı
ÇEÇENİSTAN'DA RUS İŞGALİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.5.2019 Devamı
ÇANAKKALE ANTİ- EMPERYALİST BİR SAVAŞTIRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.5.2019 Devamı
Atatürkçü Düşünce Derneği 30 YaşındaProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 21.4.2019 Devamı
ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.2.2019 Devamı
TANRIYA ÇOK UZAK AMA ABD’YE ÇOK YAKIN Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 5.2.2019 Devamı
CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.1.2019 Devamı
SAVAŞLAR KADER DEĞİLDİRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.12.2018 Devamı
ORTA DOĞU BARIŞ KONFERANSIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 19.5.2018 Devamı
ÇİN VE YENİ İPEK YOLUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.4.2018 Devamı
AVRASYA'DA PAN-SİYONİZMProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.3.2018 Devamı
TÜRKİYE VE ARAP DEVLETLERİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 19.3.2018 Devamı
Sayfalar : 1  2  3  4  5  6  7  
Yazarlar
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

YENİ CUMHURİYET PROGRAMI
Bekir COŞKUN

Her şeyimiz senin…
Yekta Güngör ÖZDEN

Kuyruklu yalanlar
Hüseyin TOPRAK

ÖLÜM KORKUSU…
M. Yahya EFE

Türk Polisi çok yaşa!
Orhan SELEN

Ankara’nın kent bilinci
Harika ÖREN

ATATÜRK TÜRKİYE’sinin KADINLARI
Belma Demir AKDAĞ

KARANTİNADAYIM, NASIL GEÇİNECEĞİM?
Sevgi Ünal

SÜTYENİMDEN YAPSAM
Arzu KÖK

Vicdan!...
Münevver ÖZCAN

ORDA OLDUĞUNU BİLİYORUM YA
Ahmet GÖKSAN

KATİLİN SERİSİ
Metin Mercimek

YENİ BİR HAYATA NASIL ADIM ATARIZ?
Ayten YAVAŞÇA

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
Handan ÇÖLAŞAN

SARS COVIT 19 .... Evde kalmamız şart
Mahmut SELÇUK

EVDE KAL TÜRKİYEM
Dr. Doğan KUŞMAN

MEHDİLİK KAVRAMI NEDİR?
Nejat TAŞKIN

NE YAZSAM DİYE DÜŞÜNÜYORUM
Fevziye ŞİMDİ

DESTAN
Oktay ZERRİN

BİR EFECE HABER VARDIR
Şahika ÖNER

EVDE KAL, EVDE HAYAT VAR
Sevinç ŞİMŞEK

Alevilerin evini işaretleyen gafil !
Şenses US

Ayrılamam
Melek Adalet ÖNOL

FİNAL
Nurcan OFLUOĞLU ŞEN

Şeytan kulağımın dibinde…
Mehmet KADIOĞLU

Efece Haber'de
Nevin BALTA

Lozan Zaferinin 96. Yıl Dönümü

 

 

 
Her Hakkı Saklıdır. Efe'ce Haber Gazetesi © 2008 Tasarım : Linear Yazılım

Reklam