Yarın 8 Mart ve Dünya Kadınlar Günü. Hep beraber yılda bir kez olan bu günde kadınları anımsayacağız, törenler kutlamalar yapacağız . Ya sonra? Onları çileleri ile yine baş başa bırakacağız, gelecek kadınlar gününe kadar…
Dünyanın en zor işi sanırım kadın olmak… Doğduğu günden başlar çilesi. Doğar ,doğduğu anda neden erkek değil diye tepki görür. Biraz büyür okul zamanı gelir, ‘’Sen kızsın okula gitmeyeceksin’’ denir. 11-12 yaşına geldiğinde hadi bakalım gelin olma vakti … Düğün dernek kurulur ve babası yaşındaki adamın koynuna sokulur. Üstelik imam nikahlı ikinci ya da üçüncü eş olarak. Sonra halk arasında dendiği gibi ‘’ Karnından sıpa, sırtından sopa eksik olmaz.’’ Saçını süpürge eder çocukları ve eşi için. Hastalanır bakanı olmaz. Dayak yer, kurtaran olmaz. Kendi başına kurtulmaya çabalasa, sokak ortasında infaz edilir töre diye… Kaçabilenler ise fuhuş batağının içine çekilir. Yani zor zanaat kadın olmak..
Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Türkiye’sinde TBMM tarafından 1926 yılında Medeni kanun ve 1934 yılında kadına seçme seçilme hakkı veren yasalar nedeniyle haklarına kavuşan kadınlar 2011 yılı olmasına rağmen bu haklardan mahrum bırakılmak istenmektedir. Bu kimi zaman töreler, tarafından , kimi zaman eş, baba veya toplum baskısı yüzünden gerçekleşiyor.
Şehirde ki durum da çok farklı değil elbette. Gazetelerin üçüncü sayfaları eski eşi, nişanlısı tarafından öldürülen kadınların hazin sonlarının resimleri ile dolup taşıyor. Zorla evinden kaçırılıp fuhuşa sürüklenen, eşi tarafından ağzı burnu kırılıp hastanelik olan kadınlar…. Bu kadınlar bizim… Onlar bizim kadınlarımız…
Bu makaleyi yazdığım gün yine tv’de bir kadın cinayeti gösteriliyordu. 2 çocuklu 31 yaşındaki bir anne canından olmuş. Yazık değil mi bu anneye, yazık değil mi 2 yavrusuna. Anlaşamıyorsanız bırakın kadını kendi haline, çekin gidin. Öldürmek niye. Bu kadar mı insanlıktan çıktık artık? Öldürürüm 3-5 yıl yatar çıkarım mantığıyla hareket edildiği için, bu kadar kadın katliamı yapılıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Nerede caydırıcılık? Nerede insanlık? Bir canlının hayatına kast eden ,gerçek insan mıdır sizce? Hayvanlar aleminde bile sadece beslenmek için öldürürler. Karnı toksa dokunmaz. Ya biz insanlar!!!!!!!
Bunları yaşamayıp günlük hayatını sürdüren kadınlar da var elbette. Sabah erkenden kalkıp çocuklarını ve eşini işe ve okula yollayıp, sonra kendisi işe giden… Gün boyu iş yerinde yorulup eve gelip evdeki görevlerine dört elle sarılan kadınlarımız. Bir işte çalışmasa bile evde ev hanımlığının ağır yükü altında ezilen kadınlarımız.
Kısacası analarımız, bacılarımız, kızlarımız; Kadınlar,kadınlarımız, vefakar ,cefakar kadınlarımız… Kimisi tarlada, kimi fabrikada kimi büroda ya da evde çalışan kadınlarımız. Kurtuluş Savaşında mermileri sanki bebeğiymiş gibi kucağında taşıyan o cefakar analarımız, ninelerimiz… Dünya kadınlar günü hepinize kutlu olsun… Önünüzde saygıyla eğilip o mübarek ellerinizden öpüyorum…
Peki bu kadar sıkıntı çeken kadınlarımız için ne mi yapabiliriz?
Kızlarımızı okutalım. Okutalım ki hayat denen o girdapta kaybolmasınlar… Kendi ayakları üzerinde durup hayatlarını kurabilmeleri için okutalım onları… Kadınlarımızın nadide birer çiçek olduklarının farkına varalım. Onlara değerli olduklarını hissettirelim, hak ettikleri değeri verelim. Annelerimiz onlar, eşlerimiz, çocuklarımız…
Hepinizin Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun…
‘’Kararlılık keskin bir bıçağa benzer, bir kerede ve dümdüz keser. Kararsızlık ise kör bir bıçak gibi kestiği her şeyi parçalar ve yırtar.’’ Jan Mc Keithen
Zehir
(Bu hafta sizlerle yazar Murat Çiftkaya’nın Bilgelik Öyküleri isimli kitabından çok güzel bir öyküyü paylaşacağım. Okurken ben çok etkilendim ,sizin de etkileneceğinize inanıyorum…)
Bir zamanlar, Çin’de Li-Li isminde genç bir kız yaşıyordu. O da her genç kız gibi bir gün hayatını bir erkekle birleştirdi. Li-Li ilk zamanlar her şeyden memnundu. Zengin değillerdi ama kocasını seviyordu ve mütevazi evleri onlar için küçücük bir cennet gibiydi.
Ama kısa bir süre sonra, kocasının babası öldü ve annesi de onların yanına taşındı. Ve çoğu ailede yaşanan Li-Li’lerin de başına geldi. Li-Li ile kaynanası önce rekabete,sonra tartışmaya,en sonunda da şiddetli kavgalara girdiler. Evleri artık küçük bir cehenneme dönmüştü.
Li-Li’nin kocası ikisini de çok seviyordu ama onların kavgaları karşısında hiçbir şey yapamıyordu. Annesine kalsa, karısı saygısız ve sevgisiz bir insandı. Karısını dinlese, annesinin her şeyine karıştığından ve onu hizmetçisi gibi kullandığından şikayet ediyordu.
Li-Li son derece mutsuzdu; kocasıyla yalnız yaşadığı o ilk ayları çok özlüyordu. Yalnızdı, derdini paylaşacak hiç kimsesi yoktu. Çünkü annesini de babasını da daha küçük bir çocukken kaybetmişti. Kendisini kapana kısılmış gibi hissediyor, ne yapacağını bilemiyordu.
Genç kadın, bir gün alışveriş yapmak için çarşıya gitti. Yolda babasının eski bir arkadaşının dükkanına uğradı. Yaşlı adam aktarlık yapıyor yani çeşitli bitkilerden ilaçlar hazırlıyor ve bunları satıyordu.
Yaşlı aktar,Li-Li’nin halinden mutsuzluğunu hemen anlamıştı. Li-Li’de zaten içini dökmeye hazırdı ve her şeyi kendi gördüğü şekliyle yaşlı adama bir bir anlattı: Kaynanası tam bir cadıydı, hayatı onlara zindan ediyordu. Yaşlı kadın gelininden nefret ediyor ve bu nefretini en küçük fırsatta dışa vuruyordu.
Bütün bunları dinleyen yaşlı aktar,Li-Li’nin gözlerinin içine bakıp sordu:
‘’Li-Li kaynananın dırdırlarından kurtulmak ister misin?’’
‘’Anlamadım?’’
‘’Söylediğim gayet basit.Kaynananın hayatından çıkıp gitmesini istiyor musun istemiyor musun?’’
Li-Li duraksamadan cevabını verdi:
‘’Evet!’’
‘’O zaman’’ dedi yaşlı adam,’’ sana söylediklerimi harfi harfine uygulaman gerekiyor.’’
Ve bir rafa uzanıp aldığı küçük bir şişeyi Li-Li’ye uzattı:
‘’Bu çok kuvvetli bir zehirdir. Bundan kaynananın her yemeğine çok küçük miktarda katacaksın. Böylece onun yavaş yavaş ölmesini sağlayacaksın. Bu arada ona hep güler yüz gösterecek, ona çok iyi davranacaksın. Bu şişedeki zehir bittiğinde, kaynanan ölecek ve kimse onun zehirlendiğini anlamayacak. Sen ona çok iyi davrandığın için senden de şüphelenmeyecekler.’’
Kaynanasını zehirleyerek öldürmek! Başlangıçta çok korkunç görünen bu fikir, kendini çaresiz hisseden Li-Li’ye yavaş yavaş çekici geldi. Ve Li-Li adamın elindeki şişeyi usulca aldı, çantasına koydu. Suçluluk duygusuyla, hiçbir şey söylemeden dükkandan çıkarken, ardından bağıran yaşlı adamın sözlerini işitti:
‘’Yemeklerine azar azar koyacaksın! Hep güleryüzlü ve saygılı olmayı da unutma!’’
Yolda düşündükçe, Li-Li kendi kendini yapacağı şeyin doğru olduğuna daha çok inandırdı. Yaşlı cadaloz böyle bir cezayı çoktan hak etmişti! Bu kadın olmadan hayatları kim bilir ne kadar güzel olacaktı!
O günden başlayarak, yaşlı aktarın dediklerini aynen uyguladı. Kaynanasına en sevdiği yemekleri pişirdi ve tabağına zehirden azar azar koydu. Kaynanasının bir dediğini iki etmedi. Hep güler yüz gösterdi ve saygıda kusur etmedi.
Günler günleri, haftalar haftaları izledi. Şişedeki zehirin bitmesine çok az kalmıştı. Li-Li bir gün tek başına oturmuş düşünüyordu. Haftalardır yaptıklarını gözünün önüne getirdi. Şişeyi eline aldı, içinde kalan zehire bakınca, kaynanasının ölmesine sadece bir iki gün kaldığını anladı.
İşte o an, hiç fark etmediği bir şey dikkatini çekti Li-Li’nin: Kaynanası ona sanki kızıymış gibi davranıyordu!vEvlerinde kavga ve huzursuzluk değil, barış ve dirlik vardı artık.
Sonra bir şeyi daha fark etti: Kaynanasına olan nefreti günden güne azalmıştı. Hatta onu sevdiğini bile itiraf etti kendi kendisine. Hele son birkaç gündür, yıllardır hissedemediği anne şefkatini hissediyordu kaynanasında.
Ve o insan birkaç güne kadar ölecekti.Daha doğrusu onu kendisi öldürmüş olacaktı! Li-Li’nin bütün benliğini derin bir pişmanlık kapladı. Ne olacaktı şimdi?
Hemen kendisine zehiri veren yaşlı baba dostunun yanına koştu. Hıçkırıklar arasında birkaç cümle söyleyebildi ancak:
‘’Lütfen bir şeyler yapın! Onun ölmesini istemiyorum artık. Onu çok seviyorum, o da beni çok seviyor. Ne olur ölmesin! Bana bir ilaç hazırlayın, zehiri temizleyecek. Yapabilir misiniz?’’
Li-Li gözyaşları arasında bunları anlatırken, aktarın kendisine gülümseyerek baktığını fark etmemişti. Adam o sözlerini bitirdikten sonra kocaman bir kahkaha attığında daha da şaşırdı.
Genç kadının anlamayan gözlerle baktığı yaşlı adam tane tane konuştu:
‘’Korkma kızım, kaynanan ölmeyecek.’’
‘’Ama ya zehir?’’
Adam gülümseyerek cevap verdi:
‘’O zehir değil sadece şifalı bir karışımdı. Anlayacağın sen kaynananın hayatını kısaltmak şöyle dursun, uzatmış bile sayılabilirsin.’’
‘’Anlayamıyorum.’’
‘’Anlatayım. Aranızdaki sorunların çözülmesi için, birinizin hep olumlu davranması ve karşıdaki kişinin kalbini yumuşatması gerekiyordu. Bunu ancak sen yapabilirdin. Başlangıçta rol gereği de olsa yaptın da. Sonra yavaş yavaş kaynanan da değişti. Ve sonunda şimdiki gibi ana-kız oldunuz.
‘’Ben sadece küçük bir yalanla senin hep sevgili ve saygılı davranmanı sağladım. O kadar.’’
Li-Li duyduklarına inanamıyordu.
‘’Şimdi evine git’’ dedi yaşlı adam. ‘’Bunlar aramızda sır olarak kalsın.’’
Bu hikaye, sevgi ve saygının insan hayatını ne kadar pozitif yönde etkilediğini çarpıcı bir şekilde vurguluyor. Hepinize sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum. Sevgiyle hoşçakalın…
Dr. Hülya Ünal
Aile ve Yaşam Koçu
|