Vali Soytürk'ün Mercidabık Mesajı 
                        Devamı                       
 
Kilis 7 Aralık Üniversitesi Rektörü Prof. Karacoşkun'un 30 Ağustos Mesajı
      Devamı  

 

 

 Belediye başkanlarının yanında olacağım

 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehirlere ve oralarda yaşayan insanlara yapacakları tüm hayırlı çalışmalarda belediye başkanlarının yanında olacağını bildirdi.
  Devamı 

magazin
 
ULUSLARARASI BODRUM BALE FESTİVALİ
  Devamı  

 

 
 
 
 
 
  AKPINAR Temmuz 2017 Sayısı
 
 
 AKPINAR Mart 2017 Sayısı
 
 
 
Bir insanlık dersi...
 
 

 Orhan SELEN

Devamı

  
Hava Durumu Bilgileri

 
Döviz Kurları
altın fiyatları

Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

 


 
Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  20425625
Bugün Ziyaretçi :  2930
Aktif Ziyaretçiler :  150

KEMALİZM, BİR ZORUNLULUKTUR
 
             Hayat gelip geçerken insanlar her aşamada çeşitli olaylar ya da gelişmeler ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu gibi olayların bir kısmı istenerek önceden hazırlanırken, bazıları da hiçbir biçimde istenmeden gündeme gelebilmektedir. İnsanlar yaşam boyu isteklerini gerçekleştirebilmek üzere mücadele edip dururlarken, her aşamada istenmeyen bazı gelişmeler ya da beklemedikleri olaylar ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Hayatın insanlar ya da toplumlar için gelecekte neler hazırladığını önceden bilemeyen insanoğlu hedef ve amaçları doğrultusunda mücadelelerini sürdürürlerken ortaya tamamen istenmeyen bir durum çıkabilir ya da gösterilen çabaların tamamen tersi doğrultuda bir durum ile karşı karşıya kalınabilir. İstenen hedefler doğrultusunda mücadeleler sürdürülürken önceden kestirilemeyen ya da beklenmeyen bir başka durum ortaya çıkabilir ve her şey alt üst olabilir. Bu yüzden evdeki pazar çarşıya uymayabilir ve önceden yapılan bütün planlar ve hesaplar yatabilir yada sonuçsuz kalabilir. Çok karmaşık bir yapıya sahip olan insan toplumlarında yada uluslar arası alanda bu gibi önceden beklenmeyen gelişmeler hiç istenmeyen ya da bir türlü önlenemeyen başka durumları ortaya çıkarabilir. İşte tarihsel süreç içerisinde uluslar arası ya da ulusal konjonktürlerde kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıkan durumlara zorunluluk hali ya da zorunlu durum denmektedir .Sürüp giden yaşam düzeni çerçevesinde önceden hiç hesap edilemeyen bir durum olayların akışı içerisinde gelip kendisini dayatırsa,o zaman bir zorunluluk hali kaçınılmaz olarak gündeme gelir ve olayların akışını değiştirerek başka bir çizgide belirleyici olabilir . Bu gibi durumlar bir zorunluluk halidir ve önlenemediği ya da kaçınılamadığı için, kabül edilmek gibi bir sonucu da beraberlerinde getirerek topluma ya da kamuoyuna kendilerini dayatırlar .Zorunluluk hali ,hem kaçınılamayan ve önlenemeyen hem de kabül edilmek durumunda kalınan bir durumu ifade etmektedir .
            Zorunluluk hali açısından Türkiye Cumhuriyetinin halen sahip olduğu konumu ele alınırsa ,önceden önlenemez bir biçimde ortaya çıkan gelişmelerin sonucunda böylesine bir devlet modelinin ortaya çıkmış olduğu görülmektedir . Bu durumu iyi kavrayabilmek için yeni ve yakın çağlarda yaşanmış olan büyük olaylara , gelişmelere ve bunların sebep olduğu devrimlere iyi bakmak gerekmektedir . Dünyayı tarihsel süreç içerisinde ele alarak inceleyen bilimsel yaklaşımlar ,bilimin temel metodu olan determinizim içerisinde gelişmeleri ele alırken , hepsinin birer sebep sonuç ilişkisi doğrultusunda birbirine bağlı bulunduğunu ,o nedenle bütün yaşanan olayların ya da toplumsal veya siyasal gelişmelerin birbirinin ya hazırlayıcısı ya da sonucu olduğunu belirli teoriler doğrultusunda ortaya koymaya çalışırlar .İnsanlığın yirmi birinci yüzyılın başlarında sahip olduğu bilgi birikimi geçmişten gelen büyük bir mirasın gelişen olaylar ve değişen koşullar çerçevesinde yeniden öne çıkmasını ve çok hızlı bir değişim süreci içerisinde anlaşılmaz gibi görünen yeniliklerin incelenmesini ve yeniden açıklanmasını gerekli kılmaktadır . Her aşamada gelinen noktanın ,geçmişten gelen olayların ve gelişmelerin zorunlu bir sonucu olup olmadığının tartışılması gerekmekte ,gelinen aşamada yapılan durum değerlendirmeleriyle bir zorunluluk halinin bulunup bulunmadığının da anlaşılması kaçınılmazlaşmaktadır . Bütün bilimsel alanlarda her bilim dalı ,kendi disiplini açısından böylesine değerlendirmeleri yaparken ,siyaset bilimi de siyasal gelişmeleri ve durumları tarihsel yöntemlerle geçmişten gelen çizgilerin devamlılığı içerisinde ele alarak değerlendirmeye çalışmak durumundadır . Şu an dünya haritası üzerinde yer alan bütün devletler ya da uluslararası kuruluşların böylesine geçmişten gelen bir çizgileri vardır .
                Tarihte yaşanan büyük olayları ya da ortaya çıkan büyük devletleri medeniyetler teorisi içerisinde incelemeye çalışan bilimsel görüşler ,tarihin belirli aşamasında bazı devlet yapılarının ortaya çıktığını ,bu devletlerin zaman içerisinde birer medeniyet merkezi haline dönüştüğünü ,zaman içerisinde gelişerek en üst noktaya geldiğini ama hepsinin duraklamak,gerilemek ve yıkılmaktan kurtulamadığını açıklayarak ortaya koymaktadırlar . Bu doğrultuda büyük devletlerin ya da medeniyet merkezi oluşumların en çok beş yüz yıl ile bin yıl arasında var olabildiklerini ,ama belirli bir duraklama ya da gerileme sürecinden sonra yok olmaktan kurtulamadıklarını ,böylesine kötü bir durumu önleyebilmek üzere ellerinden gelen her çabayı gösterselerde yok olmayı   bir türlü önleyemediklerini bir çok bilim adamı eserlerinde ortaya koymaktadırlar .Oswald Spengler isimli büyük bir tarihçi , insanlık tarihini anlattığı eserinde ,bütün medeniyetleri birer çembere benzetmiş ve dünyanın sürekli olarak dönmesi nedeniyle    her devlet yapısının ya da medeniyet oluşumunun belirli bir süre sonrasında gerileyerek ortadan katlığını ve tarihe mal olduğunu öne sürmektedir . Tarih bu açıdan ele alındığında her dönemin önde gelen güçlerinin büyük devletlere yöneldiği ve bu devlet yapıları üzerinden medeniyet kuşakları oluşturdukları görülmektedir . Dünyanın sürekli dönmesi gibi ,bu siyasal yapılarda bir dönüşüme uğramakta , zamanla zayıf kalan yapılar ya da medeniyetler ortadan kalkarak tarihten silinirken , değişeme karşı ayakta kalmayı beceren ve bu doğrultuda değişimi iyi algılayarak yeni koşulları kendisi açısından değerlendirebilen güçlü devlet yapıları ya da medeniyet kuşakları geleceğe dönük bir süreç içerisinde varlıklarını koruyarak büyümelerini sürdürebilmektedirler . Bir önceki dönemde küçük olan bazı devletler ya da medeniyetler güçlenerek egemenlik alanlarını genişletebilmektedirler ya da bu durumun tamamen tersi gündeme geldiğinde gerileyerek çökmektedirler .Bu iki seçenekten hangisinin devreye gireceğini , toplumların ,devletlerin ve de medeniyetlerin yapılarının sağlamlığı belirlemektedir .
            Türkiye Cumhuriyeti de bir devlet olarak dünya haritasının tam ortasında yer alırken ,diğer siyasal yapılar gibi tarihsel bir süreç içerisinde ele alınarak değerlendirilmek durumundadır . Her devlet gibi Türk devletinin de geçmişten gelen bir tarihsel çizgisi bulunmakta ve bu doğrultuda köklerine dayanarak varlığını korumağa çalışmaktadır . Geçmişteki olaylar belirli bir çizgide geliştiği için bugün bu topraklarda böylesine bir siyasal yapılanma tarihin dönemeç noktasında ortaya çıkmıştır . Eğer olaylar farklı boyutlarda ortaya çıksaydı ve de bu doğrultuda daha farklı bazı siyasal gelişmeler birbirini izleyerek sürüp gitseydi ortaya daha farklı durumlar çıkabilir ve bu nedenle de farklı devlet yapılanmaları gündeme gelebilirdi . Eğer bugün ,merkezi coğrafya da Türkiye Cumhuriyeti gibi bir siyasal yapılanma varsa ve bu devlet yapısı her türlü baskı ve zorlamalara karşı varlığını devam ettirerek yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla geçerek yoluna devam edebiliyorsa ,gene bu durumun açıklanmasını tarihsel sürecin öne çıkardığı kaçınılmaz gelişmeler ile bu kaçınılmazlıkların dayatmış olduğu zorunluluklar çerçevesinde bu siyasal durumun açıklanması gerekmektedir . Birbirini izleyen olaylar farklı boyutlarda gündeme gelseydi ,yeryüzünün siyasal dengeleri çok daha ayrı çizgilerde gelişmeler göstereceği için , o zaman Türklerin üzerinde yaşadığı bu topraklar üzerinde bugünkünden farklı siyasal yapılanmalar ortaya çıkabilecek ya da Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahip olduğu siyasal modelin bütünüyle dışında kalan yeni devlet kurma plan ve projeleri devreye sokulmağa çalışılacaktı . Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyetinin varlık nedenleri ele alınırsa ,dünya koşullarının birbirini izleyen değişimleri sonucunda kaçınılmaz olarak böylesine bir devlet yapılanmasına gidildiği görülmektedir . Bir kaçınılmazlık çizgisi içerisinde birbirini izleyen olaylar ve siyasal gelişmeler sonucunda ,zorunlu olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti tarih sahnesine çıkmıştır .
Düveli Muazzama denilen batının büyük devletlerine ve onların saldırgan ve insafsız emperyal savaşlarına karşı çıkan ve tarih sahnesinden silinmemek üzere direnerek büyük bir ölüm kalım savaşına girişen Türk halkı, ulusal bir kurtuluş savaşını zaferle sonuçlandırarak Misakı Milli sınırları içerisinde tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti devleti kurarak geleceğe dönük bir biçimde varlık çizgisini koruyabilmiştir . Yedi yüz yıllık bir dönemde dünyanın merkezi coğrafyasına egemen olan , büyük bir alanda farklı bir medeniyet yaratan Osmanlı İmparatorluğu uzun süren hegomonyasından sonra gerileyerek çöküşten kurtulamayınca , eskiden onun sahip olduğu ve kontrolu altında tuttuğu topraklar üzerinde yeni siyasal oluşumlar ya da devlet modelleri gündeme gelmiştir . Önce Balkan ülkeleri Osmanlının merkezi yönetiminden kopmuş ve daha sonra da hem Kuzey Afrika hem de Orta Doğu bölgeleri batılı emperyal devletler tarafından işgal edilerek birer batı sömürgesine dönüştürülmüşlerdir .Balkanlar , Afrika ve Orta Doğu ‘daki Osmanlı ülkelerini işgal ederek kendilerine bağımlı sömürge yönetimi kuran Düveli Muazzama güçleri , bu imparatorluğun merkezi topraklarının bulunduğu Anadolu yarımadasına da asker çıkartarak bütünüyle Osmanlı siyasal yapısını tarih sahnesinden silmek istemişlerdir . Ne var ki , kaybedilen topraklardan kopup gelen eski Osmanlı ahalisi Anadolu’da bir araya gelerek Misakı Milli sınırlarını kurtarma doğrultusunda bir ölüm kalım savaşı vererek , Osmanlının merkez alanında bağımsız bir devletin önünü açabilmişlerdir . Şurası inkar edilemiyecek bir gerçektir ki , Osmanlı İmparatorluğu yıkılmasıydı Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet kurulamazdı . Eğer bugün böylesine bir devlet modeli merkezi coğrafyada varsa , bunun ana nedeni Osmanlı imparatorluğunun yıkılmış olmasıdır . Demek ki ortada bir kaçınılmaz durum vardır ve   Osmanlı yönetiminin yıkılışı önlenemediği için ,ortaya çıkan siyasal boşluk alanında o dönemde gelişen olaylar sonucunda zorunlu olarak bir yeni devlet modeli olarak Türkiye Cumhuriyeti tarih sahnesine çıkmıştır . Balkanlarda küçük bölgeleri imparatorluktan kopararak bir büyük Balkanizasyon süreci ile koskoca Osmanlı imparatorluğunu dağıtmak isteyen batı emperyalizminin dayatmalarına karşı eski Osmanlı ahalisi ,merkezde toplanarak karşı çıkmış ve bir kurtuluş savaşı sonrasında yepyeni bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu gerçekleştirilmiştir .
          Tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış olan Türk devletinin sahip olduğu devlet modeli öyle kendiliğinden gündeme gelmiş bir siyasal yapılanma değildir . Osmanlı devletinin başına akbaba sürüsü gibi gelip konan batının emperyal devletleri , ikinci meşrutiyet döneminde ilan edilen özgürlük ortamında üç yüz civarında parti,dernek ,vakıf ve benzeri kuruluşun Osmanlı ülkesinde kurulmasını sağlayarak ve bunlara dışarıdan büyük maddi yardımlar sağlayarak birbirinden çok farklı yeni devlet modellerini devreye sokmak istemişlerdir . Başta Britanya olmak üzere , Fransa,İtalya,Rusya ve Almanya Osmanlı topraklarının paylaşılmasında öne geçerek kendi büyüme planları doğrultusunda sömürge,koloni statüsünde küçük devletler oluşturmak istemişler ,ayrıca bütün coğrafyayı din üzerinden kontrol altına almak isteyenler de tıpkı eski Emevi ve Abbasi imparatorlukları gibi bölgesel yapılanmalar peşinde koşarken , kapitalist sistem de Siyonizm ile de anlaşarak merkezi coğrafyada batıya bağımlı federasyonlar kurma arayışı içerisinde olmuşlardır . İstanbul işgal edildikten sonra Anadolu’ya yabancı ordular çıkartılınca Türk halkı bu duruma dayanamıyarak tepki göstermiş ve kutsal bir isyana kalkışarak bağımsız devlete giden yolu açmıştır . Samsun’a çıkış sonrasında ulusal kurtuluş savaşının başına geçen Mustafa Kemal Atatürk , giderek Türk halkının ulusal kurtuluş mücadelesi ile bütünleşen bir önder haline gelmiş ve bu nedenle de kısa zamanda Anadolu kurtuluş mücadelesi dünya basınında Kemalist hareket olarak adlandırılmağa başlanmıştır .Bu aşamadan sonra artık hem Türklerin ulusal önderi Mustafa Kemal’dir ,hem de Osmanlı sonrasında boşlukta kalan merkezi alanda Türklerin bağımsız bir devlet ve çağdaş bir ulusal cumhuriyet kurma hareketinin adı Kemalizm’dir .Tarihsel zorunluluklar nedeniyle bugünkü Türk devleti çok farklı bir yapıda tarih sahnesine çıkarken ,Kemalist Cumhuriyet olarak başta Fransa olmak üzere bütün batılı devletler tarafından tanınmak zorunda kalınıyordu .
          Kemalizm ile bütünleşen Türkiye Cumhuriyeti tam bağımsız bir siyasal yapılanma olarak öne çıkarken , geçmişten gelen olayların ve bunların sebep olduğu siyasal gelişmelerin bir sonucu olarak gerçeklik kazandığı için kaçınılmazlık noktasında bir zorunlu siyasal yapı olarak ortaya çıkmıştır .Eğer böyle bir devlet modeli ortaya çıkmasıydı o zaman daha farklı yapılanmalar belirli siyasal merkezler tarafından devreye sokulmağa çalışılacak ve onlara bağlı olan bazı mandacı ve işbirlikçi kesimler dış modeller doğrultusunda bu coğrafyada birbirinden farklı devlet yapılarını gerçekleştirebilmek için birbirleriyle mücadeleye girebileceklerdi . Özellikle büyük devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda yeni bir haritayı merkezi alanda çizmek istedikleri aşamada ,Anadoluda toplanan eski Osmanlı ahalisi bölünerek emperyal oyunlara alet olmaktan kurtulamıyacaktı . Eski Osmanlı ahalisi içerisinde Türkmen kökenli toplulukların sayıca fazla olması nedeniyle Türk kimliği o dönemde öne çıkmış ve bir hanedanının tarihe mal olduğu bir aşamada verilen ulusal kurtuluş savaşı Türk kurtuluş mücadelesi olarak tarihteki yerini almıştır . Bu nedenle , yeni kurulan devlet Avrupa kıtasının yanında bir ulus devlet olarak yerini alırken Türkiye Cumhuriyeti olarak resmen ilan edilmiştir .O dönemde Avrupa dünyanın merkezi olduğu için Avrupa tipi ulus devlet bütün yeni devletler için örnek model olarak yön gösteriyordu . Bu doğrultuda , devletin millet adına kurucusu olan Atatürk ,Kemalist modeli ortaya koyarken Avrupa tipi ulus devletleri yeni Türk devleti için de model olarak ele alıyordu . Ulus devletlerin emperyalizmine karşı durabilmek ve onlara teslim olmamak üzere eski Osmanlı ahalisi tarih önünde bir uluslaşma sınavı veriyor ve ulusal kurtuluş savaşı ile de bağımsız ulus devletine kavuşuyordu . Türklerin tarih sahnesinden silinmemesi için böylesine bir mücadeleninin zorunluluğu önem kazanıyordu . Tarih uluslar arası mücadele ve savaşlar ile dolu olduğu için Türk ulusu da ,bütün eski Osmanlı ahalisini yanına alarak bir var olma mücadelesi veriyor ve bu kutsal savaşı kazanarak da Osmanlı topraklarının merkezi olan Anadolu’da yepyeni bir devlet ve çağdaş bir cumhuriyet olarak gerçeklik kazanıyordu . Kurtarıcı ve kurucu önder olarak Atatürk’ün her aşama da başında yer aldığı Türk ulusal mücadelesi bir anlamda Atatürk’ün görüş ve ilkelerinden meydana gelen bir dünya görüşü olan Kemalizm’e dayanarak dünya sahnesine çıkış yapıyordu . Kemalizm ile bütünleşen bir Türk ulus devleti geleceğe dönük olarak imparatorluk sonrasında gerçeklik kazanıyordu .
            Kemalizm’in bir zorunluluk olması , ortaya çıkardığı ve yarattığı devlet modelinin merkezi coğrafyada başka siyasal çözümlerin başarıya ulaşamaması nedeniyledir . İngilizler başında bulundukları büyük Britanya imparatorluğu ile merkezi coğrafyayı bütünüyle işgal edememişler ve tam İngilizler Hazar bölgesini ele geçirirken ,bir dünya devrimi olarak Sovyet İhtilali ortaya çıkarak onların önünü kesmiştir . Sovyetler Birliğinin kurulmasından sonra gündeme gelen Bakü kurultayı merkezi coğrafyanın Osmanlı imparatorluğu sonrasında alacağı şekli belirleyerek , batı emperyalizminin dünyanın merkezini bütünüyle ele geçirmesini önlemiştir . Bütün Anadolu işgal altında iken ,Sovyet Devrimi batılı emperyal ülkelerin önünü kesmiş ve ortaya çıkan yeni dünya dengelerinde Misakı Milli sınırları içerisinde kurtuluş savaşı veren Türk ulusu kendi ulus devletini üniter ve merkezi bir yapıda kurabilme şansını elde etmiştir . Sovyet devrimi Düveli Muazzamanın önünü keserken , Anadolu daki ulusal kurtuluş savaşının da önünü açarak   Türkiye Cumhuriyetinin ulusal ve üniter bir yapıda bağımsız bir siyasal yapılanma ile öne çıkmasını sağlayan ortamı yaratmıştır . Leninizm yeni Sovyet rejiminin kurucu ideolojisi olarak öne çıkarken , Kemalizm’de yeni bağımsız Türk devletinin kurucu düşünce sistemi olarak belirginlik kazanmıştır . Sosyalist sistemin ana ögesi olan antikapitalizm ve antiemperyalizm aynı zamanda Kemalist devletin de belirleyici unsurları olmuş ve tam bağımsızlığa giden yolun ana belirleyicileri olmuştur . Sovyet devrimi olmasaydı belki o dönemin koşullarında Anadolu ihtilalinin önü kapanabilirdi .O dönemin koşullarında batılı emperyal devletlerin önünün Sovyet devrimi ile kesilmiş olması yeni bir durum yaratmış ,Avrupalı emperyalistlerin dünyaya egemen olmaları önlenmiş ,Avrupa devletleri Hazar bölgesine ulaşamayınca ,bu bölgenin merkezindeki Bakü kentinde yapılan doğu halkları kurultayı merkezi coğrafyanın kaderini Osmanlı sonrası dönem için belirlemiştir . Sivas Kongresi kararları ile Ankara’da yeni devleti kuran Mustafa Kemal yeni devletin anayasasını yapabilmek için dünya dengelerinin oluşmasını beklemiş ve Bakü kurultayı sonrasında Halkçılık Beyannamesini Türkiye Büyük Millet Meclisine sunarak yeni devletin şeklini belirlemiştir . Halkçılık beyannamesine göre halk egemenliğine dayanan ulusal ve üniter bir devlet yapılanması ,Kuvayı Milliyenin zaferi olarak gerçekleştirilmiş ve Ankara merkezli çağdaş cumhuriyet ulusal kurtuluş savaşının başkentinden bütün dünyaya ilan edilmiştir . Tarihin öne çıkardığı olaylar o dönemin dünyasındaki yeni güçler dengesini yansıttığı için , Türk devletinin kurucusu olan Mustafa Kemal’de buna uygun hareket etmiş , tarihsel zorunlulukların dayatmış olduğu yeni ortamda kaçınılmaz olarak Türk ulusunun geleceği açısından kaçınılmaz olarak böylesine merkezi ve güçlü yeni bir devlet modeline yönelmiştir .
            Tarihsel olayların seyri doğrultusunda ortaya çıkan yeni ortamın koşullarından yararlanmak isteyen Mustafa Kemal ,kendi adı ile anılan yepyeni bir devlet modelini merkezi alanda gerçekleştirirken hiçbir başka devlet modelini aynen kopya etmemiş ama hepsinden yararlanarak Türkiye’nin içinde bulunduğu özel koşullara uygun düşen farklı bir devlet yapılanmasına yönelmiştir .Devlet kurucu mantığı açısından bu konu ele alınırsa , devletin Türk milleti adına kurucusu olan Mustafa Kemal’in son derece haklı olduğu görülmektedir ,çünkü o dönemin koşullarında sadece kurtuluş savaşı vermenin yeterli olamıyacağını , geleceğe dönük bir kurumsal yapı oluşturulabilmesi için var olan koşulların gerçekci bir biçimde değerlendirilmesi gerektiğini Atatürk çok iyi biliyordu . O dönemde üç ayrı dünyanın bulunması ,bir tarafta batı dünyası ile İslam dünyası bulunurken ,yeni ortaya çıkan sosyalist dünyanın da dikkate alınması gerekiyordu . Üç dünya arasındaki merkezi alanda bir devlet kurulurken Mustafa Kemal tamamen gerçekci ve bağımsız olarak hareket ediyor ve geleceğe dönük olarak güçlenebilecek çok farklı bir siyasal yapılanmayı yeni devlet ile beraber gündeme getiriyordu . Müslüman bir toplumda batı tipi bir ulus devlet kurarken ,bunu aynı zamanda halkçılık esasına dayandırarak sosyalist dünyayı da ihmal etmiyor ve bu üç dünyanın tam ortasında Türkiye’nin ve Türk ulusunun özel koşullarına uygun düşen bir ulusal sentezi gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti devletini bütün dünyaya ilan ediyordu . Hangi devlet modelini tercih ettiğini soran bir yabancı basın mensubune yanıt verirken , Atatürk Türkiye’yi hiçbir modele benzetmenin mümkün olmadığını , bu nedenle Türkiye Cumhuriyetinin tamamen kendi gerçekleri ve özel koşulları doğrultusunda kendi özgün yolunu seçtiğini ifade ederek , Türkiye’nin ancak kendisine benzeyebileceğini çünkü sahip olduğu özel koşulların böylesine bir zorunlu durumu ortaya çıkardığını açıkca dile getiriyordu . Atatürk’ün bu açıklaması da yeni kurulan Kemalist cumhuriyetin bir zorunluluklar sonucu olduğunu açıkca ortaya koymuştur . Sovyetler Birliğine girmeyen ,batı emperyalizminin sömürgesi olmayan , Müslüman bir toplumda çağdaş bir cumhuriyeti laik ve merkezi bir düzen çatısı altında kurabilen Kemalizm , tarihin dayatmış olduğu zorunluluklara karşı , Atatürk’ün önderliğinde Türk ulusunun vermiş olduğu bir ulusal yanıtı örgütleyerek kurumlaştırmıştır.                
Atatürk’ün kurucu önder olarak Türk ulusuna kazandırmış olduğu Türkiye Cumhuriyetinin artık bir tarihsel zorunluluk olarak benimsenmesi gerektiğini . batılı emperyalistlerin görmesi gerekmektedir . Ulusal kurtuluş savaşı bir imparatorluğun yıkılmasından sonra bir zorunluluk olarak yapılmak zorunda kalınmışsa , savaş sonucunda elde edilen zafer üzerine de böylesine bir Kemalist Cumhuriyetin kurulması gene tarihsel bir zorunluluk olarak gündeme gelmiştir . Türkiye Cumhuriyeti yüzüncü yılına doğru emin adımlar ile yol alırken ,artık Türkiye Cumhuriyetini yıkmak ve çökertmek isteyen emperyal planların geride kaldığını dost ve düşman herkesin görmesi gerekmektedir . Türkiye Cumhuriyeti nasıl inkar edilemez bir tarihsel gerçeklik ise , bu büyük ve bağımsız siyasal yapılanmayı ortaya çıkaran bir anlamda yeniden yaratan düşünce sistemi olarak Kemalizm’de bir zorunluluk olarak gündeme gelmiştir . Türkiye Cumhuriyeti ile beraber bu çağdaş devlet yapılanmasını ortaya çıkaran ve güçlü bir devlet modeli olarak Türk ulusuna kazandıran Kemalizm de tarihsel bir zorunluluktur . Tarihe bilimsel olarak bakanlar tesadüfler gibi zorunlulukları da görebilmektedirler . Türk devletinin düşmanlarından Türk ulusunun bir ricası olacaktır . O da tarihe bilimsel yöntemler ve gözle bakabilmesini herkesin öğrenebilmesidir . Eğer Türkiye’nin düşmanları dünya tarihine bilimsel gözle gelecekte bakabilirlerse o zaman böylesine bir devlet modelinin ve bunu ortaya çıkaran düşünce sisteminin kaçınılmazlığını ve zorunluluğunu da görebileceklerdir . Kapitalizm emperyalizmin dayattığı bir sistemdir , sosyalizm ise insanlığın bu dayatmaya getirmiş olduğu karşı koymanın adıdır . Kapitalist ve sosyalist dünya arasında ortaya çıkmış olan Türkiye Cumhuriyeti ise ,kapitalist ve sosyalist dünyalara teslim olmayan Türk Türk ulusunun dünya tarihine Kemalizm ile bağımsız olarak bakışının adıdır . Bu nedenle , Kemalizm hiçbir başka ideolojiye benzemez ve Türkiye’nin farklı koşullarında Türkiye Cumhuriyetinin bağımsız bir biçimde yoluna devam edebilmesi için Türk halkına yol göstermeye devam etmektedir . Kemalizmin tarihsel bir zorunluluk olduğunu görebilenler hem Türkiyeyi hem de Türk devletini daha iyi anlayabileceklerdir .O zaman , Türkiye’ye Kemalizm dışında yol ve yöntemlerin dayatılmasında ısrar etmekten vazgeçebileceklerdir . Yüzüncü yılına seksen milyon nüfusu ve büyük devleti ile ulaşmaya çalışan Türkiye Cumhuriyetini var eden Kemalizm’in zorunluluğu ve kaçınılmazlığı bir kez daha gerçekci değerlendirmelerde temel dayanak noktası olacaktır . Farklı devlet modelleri ile Tür’k ulusunu siyasal maceralara sürüklenmesine Türk devletini kurmuş olan ulusal iradenin izin vermesi mümkün olamıyacaktır. Tarihin kaçınılmazlığı sürecinde bir zorunluluk olarak var olan Türk devleti modeli ile ,merkezi coğrafyanın geleceğine bakmak   daha gerçekci bir yaklaşım olacaktır . Türkiye Cumhuriyeti bu yönü ile de bütün Avrasya ülkelerine ,Türk ve İslam devletlerine model olacak biçimde zorunlu bir devlet yapılanmasıdır .
 
Ekleyen:  Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Tarih:  13.7.2011
Yazdır:Yazdır
Eklenen Yorumlar 
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN Yazıları
MARKS YANILDI AMA ATATÜRK HAKLI ÇIKTIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 3.9.2019 Devamı
MİLLİYETÇİ - ULUSALCI İTTİFAKI (ULU-MİL)Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.8.2019 Devamı
ERGENEKON'DAN ESTERGON'AProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 15.8.2019 Devamı
ERGENEKON'DAN ESTERGON'AProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.8.2019 Devamı
KIBRIS İÇİN HATAY MODELİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.8.2019 Devamı
"ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZDİR İLERİ"Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.8.2019 Devamı
ANKARA SANAT KURURMUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.7.2019 Devamı
GÜÇLÜ TÜRKİYE-GÜÇLÜ ORDU Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.7.2019 Devamı
ÇOK KUTUPLU DÜNYA Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.6.2019 Devamı
ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ 30 YAŞINDAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.6.2019 Devamı
TÜRKİYE YÖNÜNÜ ARIYORProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 2.6.2019 Devamı
ÇEÇENİSTAN'DA RUS İŞGALİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 12.5.2019 Devamı
ÇANAKKALE ANTİ- EMPERYALİST BİR SAVAŞTIRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.5.2019 Devamı
Atatürkçü Düşünce Derneği 30 YaşındaProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 21.4.2019 Devamı
ŞEHİR DEVLETLERİNE DOĞRUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 16.2.2019 Devamı
TANRIYA ÇOK UZAK AMA ABD’YE ÇOK YAKIN Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 5.2.2019 Devamı
CUMHURİYETÇİ DEMOKRATLAR BİRLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 11.1.2019 Devamı
SAVAŞLAR KADER DEĞİLDİRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.12.2018 Devamı
ORTA DOĞU BARIŞ KONFERANSIProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 19.5.2018 Devamı
ÇİN VE YENİ İPEK YOLUProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.4.2018 Devamı
AVRASYA'DA PAN-SİYONİZMProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.3.2018 Devamı
TÜRKİYE VE ARAP DEVLETLERİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 19.3.2018 Devamı
ABD ‘nin SÜPER GÜÇ STRATEJİSİ Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 15.3.2018 Devamı
TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL GÜVENLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.3.2018 Devamı
TÜRKİYE'NİN BÖLGESEL GÜVENLİĞİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 26.2.2018 Devamı
MİLLİ OLAN YERLİ DEĞİLDİRProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 7.2.2018 Devamı
DÜNYA ZENGİNLERE GÖRE YAPILANDIRILIYOR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 14.1.2018 Devamı
ROMA İMPARATORLUĞUNDAN KUDÜS İMPARATORLUĞUNA Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 27.12.2017 Devamı
ATATÜRK- ULUS DEVLET VE KAPİTOKRASİProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 24.11.2017 Devamı
AVRASYA'da TÜEKİYE VE RUSYAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 21.10.2017 Devamı
AVRASYA'DA TÜRKİYE VE RUSYAProf. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 18.10.2017 Devamı
YENİ LAVANT SÜRECİNDE KIBRIS Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 4.10.2017 Devamı
YENİ LAVANT SÜRECİNDE KIBRIS Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 29.9.2017 Devamı
KİSSİNGER ULUS DEVLETLERİ SAVUNUYOR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 17.7.2017 Devamı
KİSSİNGER ULUS DEVLETLERİ SAVUNUYOR Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN [ 10.7.2017 Devamı
Sayfalar : 1  2  3  4  5  6  
Yazarlar
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

MARKS YANILDI AMA ATATÜRK HAKLI ÇIKTI
Bekir COŞKUN

Kasket-yemeni-külah…
Yekta Güngör ÖZDEN

Siyasal Bilanço
Hüseyin TOPRAK

MAHKUMİYET…
M. Yahya EFE

Şiir nedir, şair kimdir?
Nurcan OFLUOĞLU ŞEN

Şeytan kulağımın dibinde…
Orhan SELEN

GÖRMEK İSTEYENLERE
Harika ÖREN

Sanat demek; İstanbul demek!
Belma Demir AKDAĞ

ZAMLARIN FRENİ PATLADI
Sevgi Ünal

EYLÜLE SİTEM
Arzu KÖK

Kaz Dağları ve Knidos
Münevver ÖZCAN

BABALIK SINAVINI GEÇENLERE SEVGİLERLE
Ayten YAVAŞÇA

“Gönlümün bülbülüsün”
Handan ÇÖLAŞAN

Murat Dedeman Hayatını Kaybetti
Ahmet GÖKSAN

FORMÜLÜN İKİRCİKLİSİ
Aslı ASLANER

EĞİTİME HARCANAN PARA
Dr. Doğan KUŞMAN

KALBİNİZDE SEVGİ VAR MI?
Nejat TAŞKIN

NE YAZSAM DİYE DÜŞÜNÜYORUM
Metin Mercimek

HIZLI TREN DÜŞÜNCESİ
Fevziye ŞİMDİ

TEKERLEMELER
Oktay ZERRİN

MÜZİK ALIR, SATARIM
Şahika ÖNER

ANTALYA RENGARENK
Sevinç ŞİMŞEK

Deneyim yaşayarak olur
Melek Adalet ÖNOL

FİNAL
Mahmut SELÇUK

Ve kar yağar...
Mehmet KADIOĞLU

Efece Haber'de
Elveda TANIK

MANSUR YAVAŞ! SAKIN CEVAP VERME!...
Nevin BALTA

Lozan Zaferinin 96. Yıl Dönümü
İlknur Bakış

Mavi kelebeklerin hikâyesini bilir misiniz?

 

 

 
Her Hakkı Saklıdır. Efe'ce Haber Gazetesi © 2008 Tasarım : Linear Yazılım

Reklam