Cumhurbaşkanı Erdoğan Elazığ'da Deprem bölgesinde
                        Devamı                       
 
Kamu Baş denetçisi (Ombudsman)
Şeref Malkoç, 7 Aralık Üniversitsinde
"28 Şubat'tan 2023 Türkiye'sine"
Konulu bir konferans verdi
      Devamı  

 

 
Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib'e girdi
 
 
 
 
Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) ait 50 araçlık yeni bir askeri konvoy siviller için güvenli bir bölge oluşturmak amacıyla sabah saatlerinde İdlib'e girdi.
  Devamı 

magazin
Kilisli MUallim Rifat Bilge
 Devamı  
 
NİL&ARD AÇILDI
  Devamı  

 

 
 
 
 
 
  AKPINAR Temmuz 2017 Sayısı
 
 
 AKPINAR Mart 2017 Sayısı
 
 
 
Bir insanlık dersi...
 
 

 Orhan SELEN

Devamı

  
Hava Durumu Bilgileri

 
Döviz Kurları
altın fiyatları

Anket
Anket Seçilmemiş
Diğer Anketler

 


 
Ziyaretçiler
Toplam Ziyaretçi :  21640730
Bugün Ziyaretçi :  7582
Aktif Ziyaretçiler :  165

Savaş ve Barış Üzerine
 
 
Savaş insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İncelemelere göre, aşağı yukarı 6.000 yıldan beri insanlar örgütlenmiş biçimde birbirleriyle savaşıyorlar. Krallar, hanedanlar, uluslar, bloklar, paktlar, devletler birbirleriyle amansızca çatışıyorlar. Araştırmalar şimdiye kadar yapılan gerçek savaşların sayısının yaklaşık 14.000 kadar olduğunu gösteriyor. Bu da demek oluyor ki insanlığın savaşsız geçen günü hemen hemen yok gibi. 
 
Ünlü Prusyalı general ve savaş yazarı Von Clausewitz, savaşın politikanın doğal bir uzantısı olduğunu söylemiştir. Bir başka deyişle, savaşla politika arasında yakın bir ilişki vardır. Savaş da politika gibi değişkendir. Her türlü olasılığa açıktır ve her ikisinde de şans ve maharet öğelerinin (unsurlarının) yeri vardır. Ancak politika, temel olarak görüşmeye, diyaloga, uzlaşmaya, karşılıklı ödün vermeye dayandığı halde; savaşta temel öge güç kullanmak ve istediğini kabul ettirmektir. Bu güç çağımızda yüksek teknolojilerin ürünü olan korkunç silahlarla donanmış bulunuyor. Nükleer, kimyasal, biyolojik silahlar ve binlerce kilometre ötelere gidebilen balistik füzeler bu silahların en önemlilerindendir, bunlar kesinlikle ölümcül, toplu kıyım araçlarıdır.
 
İnsanoğlunun ilk savaşlarından bu yana dünyamız çok çeşitli savaşlar gördü. Büyük cihangirlerin istilâ savaşları, hanedan savaşları, sömürge savaşları, din savaşları, kurtuluş savaşları, devrim savaşları, siyaset bilimi açısından ilginç bir savaş tipolojisi oluşturmaktadır. Ayrıca, modern savaş literatüründe "psikolojik savaş", "soğuk savaş," "sıcak savaş", "haklı savaş", "dolaylı savaş", "sınırlı savaş", "az gerilimli savaş" "örtülü savaş", "gerilla savaşı" gibi savaş türlerinden de bahsedilmektedir. Biz burada bunlar üzerinde durmayacağız.
 
Atatürk bir konuşmasında askerliğin vatan topraklarını korumak için yapıldığım söyler. Yani, askerliğin bir saldırı sanatı değil, bir savunma sanatı olduğunu ifade eder. Nitekim bir başka konuşmasında da O, bu düşüncesini şöyle açıklar:
 
"Türk ordusu istilâlar yapmak ve saltanatlar kurmak için şunun bunun elinde bir ihtiras aleti olamaz." Atatürk, 1921 yılında, yani Kurtuluş Savaşı esnasında, yaptığı bir konuşmada ise şöyle demiştir: "Meclisimiz ve meclisimizin hükümeti savaşçı ve maceracı olmaktan uzaktır. Bilâkis, sulh ve selameti tercih eder."
 
Çanakkale'den başlayarak Dumlupınar Meydan Muharebesine kadar yaşamında en büyük zaferleri kazanan Başkomutanın savaş hakkındaki temel yargısı şu cümlede açıkça görülmektedir: "Harp zaruri ve hayati olmalıdır, milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir."
Atatürk topyekûn savaş üzerinde de durmuştur. İkinci Dünya Savaşı harp edebiyatında çok sözü edilen topyekûn savaşı Atatürk şöyle tanımlamıştı: "Topyekûn savaş ulusun bütün maddi ve manevi güçlerinin birleştirilmesidir. Vatan savunmasında herkes askerdir."
 
1935 yılında yaptığı bir konuşmada O şöyle demişti: "Devamlı barış isteniyorsa, kitlelerin durumunu iyileştirecek uluslararası tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları haset, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir."
 
Görülüyor ki; Atatürk barışı tehdit eden ve savaşları davet eden en büyük nedenlerin, kaynakları yetersiz, aç, fakir ulusların varlığından, sömürge siyaseti güden açgözlü devletlerin hırslı tutumundan ve okulda daha küçük yaşlardan itibaren başka uluslara karşı kini, hıncı ve nefreti aşılayan eğitim sisteminden kaynaklandığını söylemektedir. Nitekim, çağımızda Birleşmiş Milletler Teşkilatının çok önemli bir yan kuruluşu olan UNESCO da bu noktadan hareketle, okullarda çocuklara başka milletlere düşman olmayı öğreten şiirlerin, yazıların, öykülerin programlardan çıkartılmasını ve insan sevgisini ön plana geçiren bir eğitim ve öğretimin verilmesini istemektedir.
Atatürk, ölümünden bir yıl önce de dünya barışıyla ilgili olarak şu anlamlı sözleri söylemişti: "Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdur. İnsanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir uzvu addetmek icap eder. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan bütün organlar müteessir olur."
Atatürk, yine aynı konuşmasında komşuda bir yangın çıktığı takdirde bununla yakından ilgilenmenin şart olduğunu söylemiştir. Çünkü bu yangın giderek sadece o komşuyu değil, hepimizi tehdit edecek bir hal alabilir. O halde, yangını söndürmek için de elbirliğiyle çalışmanın ve çaba göstermenin bir insanlık ödevi olduğu açıktır.
 
Atatürk'ün, özetlediğimiz bu sözlerini gözden geçirdiğimizde ve onun ünlü "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesini dikkate aldığımızda sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:
Atatürk, tarihte adı geçen birçok komutan gibi maceracı ve istilacı bir cihangir olmayı ve böylece ün kazanmayı hiç düşünmemiştir. Ona göre ordu ve savaş, ilke olarak, yurt savunması ve halkın, ulusun korunması içindir.
 
Atatürk için asıl olan insanlığın barış içinde, kardeşçe yaşaması ve birlikte ilerlemesidir. O şöyle demiştir: "Artık insanlık kavramı vicdanlarımızı saflaştırmaya ve hislerimizi ulviLeştirmeye yardım edecek kadar yükselmiştir." Bu sözler aşağı yukarı bundan elli yıl kadar önce söylenmişti, ama onun ölümünden sonra patlak veren ve elli milyon masum sivilin ve milyonlarca genç askerin ölümü, milyonlarca yaralının ve sakatın ortaya çıkmasıyla sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı yüksek barış idealine ulaşmada insanlığın, maalesef henüz çok büyük bir aşama kaydedemediğini göstermektedir. İkinci Dünya Savaşından sonra dünyada çıkan çeşitli savaşlar bu ideale varmaktan henüz uzak olduğumuzu acı biçimde, gözler önüne sermektedir.
 
Öte yandan Atatürk'ün "yurtta sulh cihanda sulh" ilkesini yanlış biçimde yorumlayarak, bunun her ne bahasına olursa olsun, barış için ulusal menfaatlerden her türlü tavizi vermek, gereksiz fedakarlıklar yapmak anlamına geldiği söylenemez. Bizce bu ünlü aforizma, pasifizmin ve teslimiyetçiliğin beyaz bayrağı olamaz. Bu sözü gibi Atatürk' ün diğer bütün sözlerini de yorumlar ve değerlendirirken, bunların ne zaman söylendiğini ve söylendiği dönemin koşullarını, temel özelliklerini iyi bilmek lazımdır. Aksi takdirde varılacak sonuçlar yanlış olacağı gibi, Atatürk'ün temel düşüncesine ve politikasına da bütünüyle ters düşecektir.
 
Bundan sonra aslında savaş afetinden kurtulmak için bütün insanlık elbirliğiyle çalışmalıdır. Yöneticiler ve yönetilenler savaş tohumlarını kurutmaya ve barış fideliğini sulamaya hep birlikte yönelmelidir. Dışta olduğu gibi içte de problemleri çatışarak, zorbalıkla silâhla değil, sevgiyle, anlayışla, hoşgörüyle, yardımlaşmayla çözmek temel parola olmalıdır. 
Aydınlıklar karanlığa karşı zafer kazanana kadar...
 

 

Ekleyen:  Arzu KÖK
Tarih:  4.9.2018
Yazdır:Yazdır
Eklenen Yorumlar 
Arzu KÖK Yazıları
Suriye ÇıkmazıArzu KÖK [ 24.2.2020 Devamı
Ölmek mi Kalmak mı?Arzu KÖK [ 9.2.2020 Devamı
Deprem!...Arzu KÖK [ 28.1.2020 Devamı
Çankaya’nın IşıklarıArzu KÖK [ 20.1.2020 Devamı
Vicdanınız Var Mı?Arzu KÖK [ 7.1.2020 Devamı
2020’nin Yıldız FalıArzu KÖK [ 31.12.2019 Devamı
1921 Maarif Kongresi Arzu KÖK [ 24.11.2019 Devamı
Anadolu ve CumhuriyetArzu KÖK [ 30.10.2019 Devamı
Kaz Dağları ve KnidosArzu KÖK [ 10.9.2019 Devamı
Toplumu Ayrıştırmak…Arzu KÖK [ 4.9.2019 Devamı
Ölmek İstemiyorum!...Arzu KÖK [ 25.8.2019 Devamı
Satılan, Kirletilen CennetArzu KÖK [ 19.8.2019 Devamı
Eğitim Sınıfta Kaldı… Arzu KÖK [ 27.7.2019 Devamı
Tohumu Ekebilecek Var mı?Arzu KÖK [ 23.7.2019 Devamı
Ağaç Dikme BayramıArzu KÖK [ 15.7.2019 Devamı
Çankaya KöşküArzu KÖK [ 30.6.2019 Devamı
Ankara Numune HastanesiArzu KÖK [ 2.6.2019 Devamı
Gençler Neden Mutsuz Acaba?Arzu KÖK [ 21.5.2019 Devamı
Doğmamış İşçilerArzu KÖK [ 1.5.2019 Devamı
Gelecek Önünde Ayağa Kalkmak…Arzu KÖK [ 21.4.2019 Devamı
VisionaryArzu KÖK [ 4.4.2019 Devamı
İnsani Değerler!...Arzu KÖK [ 19.3.2019 Devamı
Elden Ayaktan Kesilmek!…Arzu KÖK [ 11.3.2019 Devamı
Kadın!...Arzu KÖK [ 8.3.2019 Devamı
Sorun Çözmek!...Arzu KÖK [ 17.2.2019 Devamı
Cahillik!...Arzu KÖK [ 5.2.2019 Devamı
Hazırcılık!...Arzu KÖK [ 24.1.2019 Devamı
Affet Bizleri Ceren!... Arzu KÖK [ 6.1.2019 Devamı
2018’den MektupArzu KÖK [ 27.12.2018 Devamı
Çocuk ve Şeytan!...Arzu KÖK [ 16.12.2018 Devamı
Hatay Cumhuriyeti MeclisiArzu KÖK [ 19.11.2018 Devamı
Atatürk’ü Özlemek…Arzu KÖK [ 10.11.2018 Devamı
Cumhuriyet BayramıArzu KÖK [ 27.10.2018 Devamı
TÜRKİYE İŞ BANKASI!...Arzu KÖK [ 17.10.2018 Devamı
AF!...Arzu KÖK [ 9.10.2018 Devamı
Sayfalar : 1  2  3  
Yazarlar
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

AKDENİZ'DE İTALYA VE TÜRKİYE
Bekir COŞKUN

Her şeyimiz senin…
Yekta Güngör ÖZDEN

Kuyruklu yalanlar
Hüseyin TOPRAK

SURİYE’DE BİLEK GÜREŞİ…
M. Yahya EFE

Yardımlaşma Duygusunu Yaşayabiliyor muyuz?
Orhan SELEN

Defneyaprağı
Harika ÖREN

Atakan’ın Kitap Sevdası
Belma Demir AKDAĞ

İNŞALLAH, MAŞALLAHLA HİÇ BİR ŞEY OLMUYOR
Sevgi Ünal

YAŞLININ KUM SAATİ
Arzu KÖK

Suriye Çıkmazı
Ahmet GÖKSAN

KURALLARIN HUKUKU
Ayten YAVAŞÇA

Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok
Münevver ÖZCAN

BABALIK SINAVINI GEÇENLERE SEVGİLERLE
Handan ÇÖLAŞAN

Korona Virüsü.
Aslı ASLANER

BATARKEN AYDINLATAN GÜNEŞLER
Metin Mercimek

HAMALLIK YAPTIĞIM GÜNLER
Dr. Doğan KUŞMAN

MEHDİLİK KAVRAMI NEDİR?
Nejat TAŞKIN

NE YAZSAM DİYE DÜŞÜNÜYORUM
Fevziye ŞİMDİ

ALMAN ÇOCUK VE GENÇLİK EDEBİYATI
Oktay ZERRİN

BİR EFECE HABER VARDIR
Şahika ÖNER

İZMİT VE ANILAR
Sevinç ŞİMŞEK

Alevilerin evini işaretleyen gafil !
Şenses US

Ayrılamam
Melek Adalet ÖNOL

FİNAL
Nurcan OFLUOĞLU ŞEN

Şeytan kulağımın dibinde…
Mehmet KADIOĞLU

Efece Haber'de
Mahmut SELÇUK

Ve kar yağar...

 

 

 
Her Hakkı Saklıdır. Efe'ce Haber Gazetesi © 2008 Tasarım : Linear Yazılım

Reklam